14 ekim 2018 Tarihinde Fransa, St. Pol de Leon sahilindeki marina kıyısında bulunan bir kameraya öğle sahillerinde gökyüzünde beliren yeşil bir ışık çemberi takılmaya başladı. Saatler ilerledikçe çemberin çevresindeki yeşil ışık daha çok güçlenmeye ve netleşmeye devam etti.Fransa, St. Pol de Leon semalarında ortaya çıkan bu fenomen, web kamerasıyla da canlı yayından izlenebildi.
Atatürk’ün Kadim Türk Teşkilatı İle Gizli Buluşması
- Osmanlı padişahı Sultan Abdülhamid Han 1905 senesinde Askeri akademiyi bitiren yüzbaşılara diplomalarını vermek üzere İstanbul Harp Akademisinde ki mezuniyet törenine katıldı. Akademi bahçesine tahtın kurulmasının ardından ismi okunan öğrenciler bizzat padişah-ı şahanelerinin ellerinden diplomalarını almaya başladılar. Sultanın elinden diploma alanlardan bir tanesi de genç yüzbaşı Mustafa Kemal’di. Koca sultan bu genç yüzbaşıya diplomasını takdis ederken bir anda gözlerinin içerisine baktı ve dudaklarından şu sözler döküldü. “Demek geldin.” Atatürk bunun ne anlama geldiğini bilmiyordu. Pek çok kişiye danıştıysa da bu sözün anlamını uzun yıllar öğrenemeyecekti. Ta ki Saltanatı kaldırıp Cumhuriyeti ilan edene kadar. Cumhuriyetimizin kurucu Mustafa Kemal Atatürk’e dair bildiğimiz pek çok bilgiyi yakınında bulunan kişilerden ve silah arkadaşlarının hatıratlarından biliyoruz. Şüphesiz ki bu kişilerin en önde gelenleri Salih Bozok ve Kılıç Ali’dir. Ne yazık ki bu kişilerin yazdıkları hatıratlar bizzat Atatürk’ün kurduğu Türk tarih kurumu tarafından sansürlenmiş ve bazı bölümleri içeriklerden çıkartılmıştır. Üstelik bu sansürlenen bilgiler o kadar fazladır ki bir araya toplansa müstakil bir kitap dahi çıkar ve Atatürk hakkında henüz hiç duyulmamış son derece değişik bilgileri barındırmaktadırlar. Salih Bozok’un kapsamlı Kılıç Ali’ninse olaya daha az müdahil olduğu için kısmen daha kapsamsız bir hatıratı var ki son derece ilginç. 1936 senesi kış aylarında Çankaya köşkünde Gazi bir gün Salih Bozok’u yanına çağırır ve kendisine her hangibi birinin iletilmesini istediği bir mesaj veya evrak olursa direkt getirilmesini emreder. Salih Bozok bu emire pek bir anlam veremese de kapıda ki nöbetçilere kadar herkesin tembihler. Gazi paşa sık sık Bozok’a bırakılan bir şey olup olmadığını sormakta ve her defasında olumsuz cevap alınca da yüzü asılmaktadır. İlk bahar da Atatürk ve mahiyeti İstanbul’a gelerek Dolmabahçe sarayına yerleşmiştir. Buradan sonrasını Salih Bozok şöyle yazmıştır. Paşa’nın sıkı talimatı üzerine sarayda daimi ve harici çalışan herkesi sıkı sıkıya paşaya iletilecek bir mesaj olursa hemen bana ulaştırmaları konusunda sıkı sıkıya tembihlemiştim. Pek çok çalışan halktan mektupları ve talepleri tomar tomar bana ulaştırıyordu bu mektupların içeriğindeyse genel olarak maddi durumu kötü olan vatandaşların iş aş istekleri oluyordu. Bir gece sabaha karşı kapıda nöbet tutan askerlerden bir tanesi odamın kapısını çaldı. Bir dilencinin paşaya verilmek üzere bir zarf bıraktığını söyledi. Zarfı alıp baktım üzerinde kurt başı şeklinde bir mühür vardı. Vakit çok geç olduğundan Atatürk’ü rahatsız etmek istemedim.
Ertesi gün genç öğretmenler Atayı ziyarete gelmişti. Paşa’nın kulağına ona bir dilencinin zarf bıraktığını söyledim. Sessiz olmamı işaret ederek koridora gitmemi istedi. Kendisine öğretmenlerden kibarca izin isteyerek derhal yanıma geldi. Birlikte Atatürk’ün çalışma odasına yürümeye başladık. Yolda bana zarfı kimin ne zaman getirdiğini sordu bende anlattım. Paşa hiddetlenerek niçin gelir gelmez bana ulaştırmadınız diye çıkıştı. Çalışma odasına vardığımız da zarfı açmamı emir buyurdu yavaşça mührü sökerek zarfı açtım içerisinde bir takım semboller olan bir kağıt vardı. Paşa ne yazıyor diye sordu. Okuyamadığımı söyledim. Kağıdı benden alıp çalışma masasına oturdu bir başka kağıda bazı matematik işlemleri yapmaya başladı ardından odadan çıkmamı emretti. Birkaç saat odasından çıkmadı sonra beni tekrar huzuruna çağırttı. Başka bir kağıt uzattı. Kağıtta kaba taslak çizilmiş ancak ince detayları yazı ile belirtilmiş bir pelerin vardı. Bu pelerini acilen yaptırmamı ve bizzat alakadar olmamı söyledi. Bu tamamen siyah parlak ipek manşetli bir pelerindi. Önümüz yaz paşam kışa çok zaman var. Diyebildim. Paşaysa mevsimleri boş ver Salih sen dediğimi yap diye gürledi. Bir süre sonra pelerin hazırlandı ve kendisine teslim ettim. 1.5 Ay kadar sonra Gazi paşanın isteğiyle Florya köşküne gittik. Florya Deniz Köşkü, İstanbul Belediyesi tarafından yaptırılmış ve Osmanlı döneminde Atatürk’e armağan edilmiştir. Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı olan Atatürk, bölgeye son derece fazla ilgi duymakta ve sıklıkla ziyaret etmekteydi. Atatürk burada gündüzleri halkla beraber yüzer sandala biner geceleri de meşhur sofralarını kurup misafirlerine ziyafetler verirdi. 1936 senesinin kavurucu Ağustos ayında paşa çok neşelidir. Başyaver Celal Üner yıllar sonra o günü şöyle anlatacaktır. Paşa sabah erken uyandı. köşkte çalışanlara ve bana sık sık takılıp şakalar yapıyor, kahkahalar atıyordu. Paşa yerli yersiz bir heyecan yaşıyordu. Bu gün için bir kaç ay evvelinden özel olarak hiç bir program veya toplantı yapılmamış gün tamamen boş bırakılmıştı. Herkes bugün ne olacağını merak ediyor, çalışanlar arasında aylardır türlü dedikodular dönüyordu. Bazıları çok önemli bir devlet adamının paşayı ziyaret edeceğini anlatırken. Bazıları da yeni bir milli bayram ilan edileceğinden bahsediyordu. Koskoca Reis-i cumhur gitmiş yerine adeta haşere bir çocuk gelmişti köşke. Akşam olduğunda gazi paşa yemekte rakı istemedi ve adeti olmadığı halde erkenden odasında istirahate çekildi. Koca gün boyunca hiç bir şey olmamıştı ve kimse bu duruma bir anlam veremiyordu. Olayın devamını Salih Bozok şu şekilde nakleder; Gece 03:00 sularında uyuduğum esnada paşanın omuzumu tutarak uyan Salih diye diye fısıldadığını işittim. Çok şaşırmıştım. Daha evvel gazi paşa benim odama hiç bu şekilde gelmemişti. Benden kimseye haber vermememi sadece güvendiğim birkaç kişiyi alarak arabasını hazırlamamı ufak bir gezintiye çıkacağımızı söyledi. Bende Ali ve Celal’i uyandırdım. 3 Tane nöbetçi alarak paşayı kapıda beklemeye başladık. Atatürk’ün aracını celal sürüyordu yanında ben oturuyordum diğer araçta ise Ali ve 3 tane nöbetçi vardı. Az sonra paşa köşkün kapısında elinde askıya asılmış Siyah pelerinle belirdi.

Pelerin buruşmasın diye özel olarak iltimas gösteriyordu. Arabaya bindikten sonra Dolmabahçe’ye doğru gitmemizi istedi. Paşa yol boyu tek kelime etmedi gergin ve düşünceliydi neler olduğuna bir anlam veremiyorduk. Dolmabahçe’ye yaklaştığımız da Rumeli hisarına doğru devam edin diye direktif verdi. Bir müddet daha gittikten sonra hisara birkaç kilometre uzaklıkta ki ormanlık alanda durmamızı emretti. Tam kapısını açmak için araçtan iniyordum ki eliyle omuzumu tuttu. Bir süre sessiz kaldıktan sonra alçak bir sesle “Padişah Abdülhamid’de vakti zamanında buraya gelmişti.” Dedi ve yine bir süre sustu. Sonrada “Cihanı kim yönetiyor Salih?” diye sordu. Bunun siyasal bir soru olduğunu düşündüm pek anlayamadım. Arkamı dönerek “İngilizler mi paşam?” diye karşılık verdim. Hafifçe gülümseyerek “hayır Salih dünyayı devletler yönetmez. Eski çağlardan beri cemiyetler yönetir.” Dedi. Daha sonra kapısını kendisi açarak elinde peleriniyle araçtan indi, benim oturduğum ön koltuğun kapısını açmayayım diye tutarmışçasına sıkıca tutuyordu. Kesin bir dille kimsenin kendisini takip etmemesini emretti Ve Arkasını dönerek koluna astığı peleriniyle hisara doğru ormana girdi. Arka araçtan yetişen Ali’ye durumu anlattım içine sinmeyerek Nöbetçileri paşanın arkasından gizlice takip etmeleri için gönderdi. 20 Dakika kadar sonra nöbetçiler döndüğünde yüzleri bembeyazdı. Başta Paşayı uzaktan takip etmeye başladıklarını bir süre sonra paşanın gözden kaybolduğunu ve aniden arkalarında belirerek kesin bir emirle geri dönmelerini sert ve sinirli bir şekilde söyleyip nöbetçileri göndermişti. Paşa belli ki Ali’nin tepkisini önceden hesap etmiş ve olasılıkları değerlendirmiş ardından da cephede ki uzmanlığı sayesinde takip edildiğini fark ederek, Askeri bir taktikle nöbetçilerin arkasından dolanmış ve onları gafil avlamıştı. Biz merak içerisinde beklerken 2 saat kadar sonra paşa yine gittiği yoldan geri döndü kapısını açtım. Araca bindikten sonra “Florya’ya dönelim Salih.” Dedi. Rahatlamış görünüyordu. Köşke geri dönünce paşa kahvaltı yaparak tekrar odasına çekildi. Bu sıra dışı hatıratın ardından geriye pek çok soru işareti kalıyor. Bazı yorumcular Atatürk’ün burada gizli bir Türk teşkilatı ile toplantı yaptığını söylüyor, bazılarıysa Atatürk’ün ezoterik bir cemiyete üye olduğunu ve bu tarz başkaca toplantılara da katıldığını öne sürüyor. Bense bu hatıratı okuduktan sonra tam olarak olayı bilmediğim için bir yorum yapmayı farazi buldum. Aklımaysa şu sorular geldi;
* Atatürk’e iletilen bu zarf belli ki matematiksel kombinasyonlara dayanan şifreler barındıran bir not içeriyordu. Atatürk bu şifreleri çözmeyi nereden biliyordu?
* Yaz ortasında bu koca Siyah pelerin ne için gerekliydi? Acaba bu yapılacak olan toplantı için özel bir üniformamıydı?
* Malumunuz olacağı üzere günümüzde siyasiler sıradan halkın arasına girerken yahut ibadet etmek için camiye giderken dahi yüzlerce koruma kendilerine eşlik ediyor. Atatürk gizli bir teşkilatla toplantı yaptıysa yanlarına giderken korumalarını neden geride bırakmıştı? Bu insanlara nasıl oluyordu da bu kadar çok güvenebiliyordu?
* Rumeli hisarının o dönem ki durumunu biraz araştırdım. Hisar o zamanlar oldukça ormanlık bir alanda doğru düzgün yolu dahi olmayan atıl durumda tenha bir bölgeymiş. Abdülhamid han gibi bir Osmanlı padişahının ve Mustafa Kemal Atatürk gibi cumhuriyetin kurucusu olan Türk tarihinde ki iki önemli ismin burada işi neydi?
*Gizli bir görüşme gerçekleştirildiyse bu görüşme için neden orası seçilmişti? Ve bu görüşme Rumeli hisarında mı gerçekleşmişti? Yoksa Atatürk hedef saptırmak için hisara dikkat çekmişti de yine o bölgede olan bir başka gizli yapıyamı gitmişti?
Dinozorlar Yaşıyor: Ruslar’ın Gizli Jurassic Parkı
Bilim dinozorların buzul çağıyla beraber neslinin tükendiğini kabul etmektedir. Ancak o günden bugünlere gelinceye kadar dünyanın çeşitli bölgelerinde dinozor gözlemleri yapılmaya devam etmiştir. Daha önce ki makalelerimden bir tanesin de sizlere Afrika’da yaşayan bir dinozordan bahsetmiştim Mkele Mbamba! Peki dinozorlar halen yaşıyor olabilir mi? Yaşıyorlarsa o günden bugüne kadar hayatta kalmayı nasıl başardılar? Veya hayatta kalamayıp da insanlar tarafından yeniden mi klonlanıp hayata döndürüldüler? Rusya’da kameralara yakalanan dinozorları ve bu dinozorlar hakkında ortaya atılan teorileri sizlerle paylaşacağım bir yazıyla beraberiz.
Nesli tükenmiş hayvanların en iyi fosilleri soğuk ikliminden dolayı Rus steplerinde keşfedilmiştir. Yıllar içerisinde yapılan araştırmalar sonucunda neredeyse birkaç saat önce ölmüş gibi iyi korunmuş mamut ve dinozor fosilleri Rusya’nın Altay bölgesin de bulunarak incelemeye alınmış, Sağlıklı DNA’lar elde edilmiştir. Sovyetler birliği dönemin de Rusya yaptığım bilimsel araştırmalar konusunda en fazla kaynağı genetik bilimine ayırmış ve bu konuya çok önem vermiştir. Sovyetlerin çöküşüyle pek çok askeri ve bilimsel araştırma kaynak yetersizliğinden kaderine terk edilmiştir. Genetik araştırmalarınsa bazılar terk edilmiş bazılarınınsa içinde bulunulan zorlu ekonomik koşullara rağmen bütçeleri azaltılarak araştırılmasına devam edilmiştir. Sovyetler birliği dönemin de Ruslar’ın mamutları hayata döndürmeye çalıştığı biliniyordu. Bu çalışmalar Sovyetler Birliği yıkılana kadar bir sonuca ulaşmasa da Rus bilim insanlarına eşsiz tecrübe ve bilgiler kazandırmıştı. Pleistosen çağının geç dönemlerinde yünlü mamut insanların av hayvanlarından biriydi. Bunun kanıtı birçok mağaralarda bulunan duvar resimlerinde görülmektedir. Ortadan kaybolmalarının nedeni fazla avlanmış olmaları mı, yoksa buzul çağının sonundaki büyük iklimsel değişiklikler mi olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Kuzey Amerika’daki ânî yok olmalarının nedeni olarak bir Meteorit grubunun Dünya’ya çarpması olabileceği, bunun da buzul çağının başlangıcını açıklayabileceği, Amerikalı bir araştırma grubu tarafından önerildi. MÖ 8000 yıl evvel mamutlar Avrupa’da ve Asya’da ortadan yok oldukları kabul edilmiştir. Aynı dönemde Homo sapiens insanları da kıtanın güneyden bu bölgelere doğru yayılmışlardır. Ancak Rus bilim adamları elde ettikleri fosillere yaptıkları kapsamlı testler sonucunda Sibirya’nın Wrangel Adası’nda izole şekilde yaşayan mamutların, Mağara Aslanlarının ve bazı ufak tür dinozorların MÖ 956′ senesine kadar hayatta kalmayı başardıklarını kanıtlamıştır. Buda büyük İskender’in doğumundan sadece 600 sene evveline kadar Dinozorların ve Mamutların Wrangel adansın da yaşamlarını sürdürdükleri anlamına geliyor. Sovyetler Mamutları veya dinozorları klonlayarak hayata döndürmeyi başaramamıştı. Ancak Mamutlarla aynı dönemde nesli tükenen Sivri dişli kaya faresi Wrangel adasında bulunan iyi korunmuş fosillerden elde edilen DNAların günümüz farelerinin embriyolarına enjekte edilmesiyle zaten DNA yapıları birbirlerine çok büyük oranda benzerlik gösterdiği için sorunsuz şekilde hayata döndürmeyi başarmışlardı. Ele geçirilen KGB kayıtlarından zaman içerisinde bu eski çağlardan gelen farenin popülasyonunun arttığını anlayabiliyoruz. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından Vladivostok kentinde 11-13 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek olan 4. Doğu Ekonomik Forumu’nda dünyanın en gelişmiş genetik araştırma laboratuvarını Vladivostok kentinde kuracaklarını ve geçmişte genetik konusunda edinilmiş eşsiz deneyimlerin bu yolda kendilerine ışık tutacağını söyledi.
Wragnel adasından bir adım önde olarak Vostok gölün’de halen tarih öncesi canlılar yaşadığı düşünülüyor. Antarktika’da toplam 400 adet buzul-altı göl bulunmakta. Doğu Antarktik buz tabakasının orta bölgelerindeki Vostok bunların en büyüğü. Tam üzerinde 1957 yılında Rusya’nın Antarktik araştırma merkezi olarak kurulan Vostok İstasyonu yer alıyor. Gölün keşfi bu istasyon sayesinde gerçekleştirilmişti. 250 km uzunluğunda, 50 km genişliğinde olan dev göl ortalama 344 metre derinliğe sahip. Buzul altında kapladığı alan ise yaklaşık 6.000 metre kare. Dünyanın en derin 4. gölü olan Vostok, 3.700 metrelik bir buzul tabakasının altında bulunuyor. Buzul-altı göller, hidrotermal aktiviteler nedeniyle ısı açısından soğuk ve sıcağın bir kombinasyonu olarak düşünülebilir. Bu koşullar, belirli bir ısıyı tercih eden organizmaların barınması açısından oldukça zorlu bir habitat sunuyor. Üzerini kaplayan buz tabakasının yaptığı baskı da düşünülürse, ortamın fevkalade uç şartlara sahip olduğu çok açık. Vostok, ışığı tamamen bloke edebilecek kadar kalın bir buz tabakasıyla örtülü. Bu nedenle öyle karanlık ki, hayat için gereken besini sağlayamayacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Ancak son gelen analizlerin sonucu gölde şaşırtıcı derecede yaşam çeşitliliği bulunduğunu gösteriyor. Ohio, Green State Üniversitesi biyoloji bilimleri profesörü Scott Rogers önderliğindeki araştırma grubu, yıllardır Vostok Gölü üzerinde çalışmalar yapıyor. 2012 yılında başladıkları son araştırmada gölün derinliklerine ulaşarak örnek toplamayı da başardılar. Araştırma grubunda bu müthiş keşfe imza atanların arasında bir de Türk biyolog var. Grubun laboratuar çalışmalarının büyük bir kısmını gerçekleştirmiş olan Zeynep Koçer, ekipteki faaliyetlerinin yanı sıra Amerika St. Jude Araştırma Hastanesi’nde bulaşıcı hastalıklar üzerine doktora yapıyor. Elde edilen örnekler üzerinde iki yıl boyunca titizlikle yürütülen incelemeler, 3.507 adet organizmanın genetik izini ortaya çıkardı. RNA ve DNA eşleştirmesi yöntemiyle türlerine göre tasnif edildiklerinde %94’ünün bakteri düzeyinde olduğu anlaşıldı. Ancak bilimin bugüne dek hiç karşılaşmadığı bakteriler olarak kayda geçirildiler. Geri kalan %6’lık bölüm ise tek ve çok hücreli bazı organizmalar ile funguslara dair DNA kanıtlarını içeriyor. Rogers ve ekibi, metagenom ve metatranskript olarak adlandırılan, bilgisayar yardımıyla binlerce genomun eş zamanlı sınıflandırılmasını sağlayan alışılmışın dışında bir teknoloji kullanmakta. Bu sayede, elde ettikleri veriler %100 güvenilirliğe sahip oluyor. Örneklerde rastlanan bazı bakterilerin DNA’ları yakından incelendiğinde, tarih öncesi tatlı su dinozorları, balıklar, deniz kabukluları ve halkalı solucanların sindirim sisteminde yaygınca bulunanlara çok benzedikleri görüldü. Bu durum, gölde henüz keşfedilmemiş kompleks yaşam türlerinin de olabileceğinin bir işareti. Dünyanın geri kalanından 15 milyon yıl boyunca korunmuş olan Vostok habitatı, daha önce hiç karşılaşmadığımız yaşam formlarının evrimine olanak tanımış olabilir. Ayrıca verilerin %6’lık birimini oluşturan kısımda, bazı hayvan ve bitkilerin üzerinde yaşayan simbiyoz organizmalar da tespit edildi.
2005 senesin de Sibirya Time’s adli gazeteye gelen bir eposta genetik araştırmalar hakkında çarpıcı iddialar ortaya atıyordu. Epostayı yazan kişi Sibirya’da bulunan Kuçitskiy askeri üssünde görev yaptığını fakat güvenlik kaygılarından dolayı kimliğini açıklayamayacağını söylüyordu. Kuçitskiy askeri üssü çarlık rusyasından kalma olsa da düzenli olarak modernize edilmiş günümüzdede faaliyete devam eden oldukça bir askeri üstür. 60 Km uzunluğunda ve 20 km genişliğinde olan bu devasa askeri bölgede Sovyetler birliği döneminde pek çok gizli araştırma gerçekleştirilmiştir. Ruslar Sovyetlerden kalma bir alışkanlık olarak günümüzde de araştırma merkezlerini askeri üslerin içerisinde inşa etmektedirler. Konumuza dönecek olursak gelen epostada ki iddialara göre bu Askeri üssün altında çok gelişmiş bir genetik araştırma laboratuvarında Fil, timsah ve komodo ejderi gibi canlıların genetiklerinden faydalanılarak mamutların ve bazı ufak cins dinozorların yeniden klonlandığı ve kendi aralarında çiftleştirilerek popülasyonlarının arttırıldığı üsteki sera içine inşa edilmiş ormanlık alanın tellerle çevrilerek burada doğal yaşam ortamlarının taklit edildiği fakat hayvanların doğası ve davranışları önceden kestirilemediği için birkaç ufak cins dinozorun kaçmayı başardığından bahsetmektedir. Bu iddialarıysa her hangibi bir delille desteklemediği halde pek çok kişi için yeterliydi. Çünkü bu bölgede yerel halk tarafından pek çok bilinmeyen canlı türü gözlemlenmiş ve ihbar edilmişti. Sibirya Time’sın olayı haberleştirmesinin ardından Kuçitskiy askeri üssü yetkilileri üssün içerisinde bir genetik araştırma tesisi bulunmadığını açıkladı. Ancak komplo teorisyenleri üsse alınan malzemelerin listesine ulaştılar. Alınan malzemelerin büyük kısmı sadece bir genetik laboratuvar da kullanılabilecek şeylerdi. Akabinde pek çok yerel araştırmacı bölgeye giderek üssün yakınlarında ki yerleşim birimlerinde konaklamaya ve etrafı gözlemlemeye başladılar. Sonuç olarak şu anda izlediğinize benzer pek çok canlıyı kamerayla görüntülemeyi başardılar.
Tapınak Şövalyelerinin Gizemi
Tapınak Şövalyeleri, Orta çağ döneminde dindar Hristiyanların büyük bir örgütlenmesiydi. En önemli bir görevleri kutsal toprakları ziyaret eden Avrupalı gezginleri korumak ve askeri operasyonları yürütmekti. Tarihçileri ve halkı yüzyıllardır büyüleyen varlıklı, güçlü ve gizemli bir düzen olan, tapınak şövalyelerinin hikayeleri, mali güçleri, haçlı Seferleri sırasında hristiyanlık adına yaptıkları çalışmalar, modern kültürde hala dolaşmaktadır. Ama belki de onları en iyi anlatan bilinmezlik tam olarak açıklanamayan sırları ve gizemleridir.
Salgın: Başlangıç
Zombi istilası ne yazık ki Hollywood filmlerinin etkisi ve ülkemizde ki insanların hemen her konuda bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olması hasebi ile son derece yanlış anlaşılmaktadır.

Kendi videolarımın altına yapılan yorumlara baktığımda bunu açıkça görüyorum. En çok yapılan yorumların başında bu Kuran da yazmıyor o yüzden olmaz ve Allah Müslümanlara böyle bir şey yapmaz gibi son derece cahilce söylemler dikkatimden kaçmıyor. 100 sene evveline gidip yobaz veya cahil bir kişiye cep telefonu veya internetten bahsetsek onun vereceği cevapta Bu yorumları yapanlarınkinden farklı olmazdı. Bu Kuranda yazmıyor! Bugünse Kuran da yazmamasına rağmen elimizden düşürmüyoruz ve hemen her şart altında kolayca ulaşabiliyoruz. Bir diğer genel yorum Allah Müslümanlara böyle bir şey yapmaz söylemi ise İslam perspektifi ile hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Nitekim dini açıdan bu dünya sıkıntılarla sınav edilen bir mekandır. Keza zaten bu şekilde olmasaydı Marmara depremi yaşanmaz yahut Myanmar da Müslümanlara soykırım yapılıyor olmazdı. Videonun altına bu tarz yorum yapacak olan arkadaşlara yol yakınken videoyu kapatmalarını tavsiye ederim. Daha evvel ki videolarımı izleyenler bir zombi salgını konusunda durumun ne kadar ciddi olduğunu bilimsel verilerin ve dünyada ki genel durumun buna ne denli müsait olduğunu hatırlayacaktır. Filmlerden aşina olduğunuz öldükten sonra dirilen fantastik zombileri aklınızdan silin. Çünkü bahsettiğimiz konu öldükten sonra dirilen yaratıklar değil. Amerika’da her 5 kişiden 3 ü zombi salgınına inanıyor. Özellikle bu sene country diye tabir edilen Amerika’nın kırsal kesimlerinde yayın yapan yerel radyo ve televizyon kanallarında zombi salgını konusu sık sık tartışılıyor izleyiciler katılıp görüşlerini belirtiyor. Birleşmiş milletlerin ilgili kurumları yaptıkları nüfus değerlendirmelerin de dünya nüfusunu 7.2 milyar olarak bildirmektedir. Ancak bu rakama Afrika yoğun çatışma ortamı ve yetersiz devlet otoriteleri sebebi ile dahil edilmemiştir. Afrika’nın toplamında 2.5 milyar insan yaşadığı değerlendirilmektedir. Bildiğiniz üzere birkaç gün evvel Dubai-New York seferini yapan Emirates Havayolları’na ait bir uçakta salgın hastalık paniği yaşandı. Bu haberi okurken bir şey kafama takıldı. Son 40 senedir yayılan salgın hastalıkların aralıklarını incelediğim de geçtiğimiz 3 sene boyunca haberdar olduğumuz salgın hastalıklar ondan evvel ki 37 sene boyunca haberdar olduklarımızdan tam 80 kat artmış. Yanı son 3 senedir hemen her ay dünyanın farklı bölgelerin de yeni bir salgın hastalık ortaya çıkıyor. Birkaç ay evveline dönelim Azerbaycan, Irak ve Yemen de sebebi bilinmeyen haftalar süren elektrik kesintileri yaşandı. Özellikle Irakta durum isyana dönüştü. Fırınlar çalışmadı, hayat durdu insanlar elektrik gelene kadar açlık çekti ve sokakta kaos patlak verdi. Yine o günlerde Liverpool üniversitesinden uzmanlar dünya manyetik alanında şimdiye değin hiç görülmemiş sapmalar tespit ettiklerini bunun ileriki yıllarda elektronik aletleri bozup küresel bir elektrik kesintisine sebep olabileceğini açıkladılar. Aklı selim bir insan bu durumu değerlendirince acaba denememi yapıyorlar diye düşünmeden edemiyor.

CDC Türkçesi ile Amerikan Salgın Hastalık kontrol merkezi 1000 den fazla salgın hastalık üzerine araştırma ve eylem planı hazırlamaktadır. CDC geçtiğimiz sene zombi salgınını da araştırmakta olduğu hastalıklar listesine eklemiştir. 2018 yılı itibarı ile bütçesinden en çok kaynağı sizce hangi salgın için ayırdı bir tahmininiz var mı? tahmininiz zombi salgınıysa kesinlikle doğru. Fema kamplarının dünyanın hemen her yerin de inşası tamamlandı. Fema kampları hakkında ki videomu izlemediyseniz yukarıda açılan bildirime tıklayarak bu videodan evvel onu izlemenizi tavsiye ederim. Kamplara gece görüşlü dronelar ve ağır silahlar nakil ediliyor. Buda buraların hapisane olarak tasarlandığını söyleyen teorileri çürütüyor. Zaten Ruslar tarafından ortaya çıkartılan belgelerde bu teorileri 2 sene kadar evvel çürütmüştü. Şüphesi olanların tüm şüpheleri son sevkiyatlarla ortadan kalktı. Ayrıca kampların nüfusunun %20 sinide askeri personel oluşturuyor. Salgından, kaostan ve açlıktan kurtulmayı başaran istenmeyenleri ortadan kaldırmak üzere mi bu askerler istihdam ediliyor? Darkwebin karanlıklartında yayın yapan haber portalı deepwrold’ün bu konuda ki vahim iddialarını sizlerle önce ki videolarımda paylaşmıştım. Açıklamanın ardından geçen 1 ay zarfında neredeyse 16 senedir yayın yapmakta olan bu portal sırra kadem bastı. Dünya çapında bahis oynatan milyonlarca dolar değerinde ki siteler bazen kıyametle ilgili bahisler oynatıyor. Zombi kıyameti geçtiğimiz yıllara kadar en olası görünmeyen kıyamet senaryosuydu bu yüzden uzaylı istilasından bile sonra geliyor ve olması durumunda olmayacağı düşünüldüğü için en yüksek bahsi bu olaya veriyorlardı. Ancak bu sene en olası senaryo bu yüzdende diğer onlarca senaryo arasında en az parayı zombi kıyametine veriyorlar. Sizleri çok parlak zekaya sahip birisiyle tanıştırmak istiyorum. İsmi Alexander Alemi Uzmanlığı nano teknoloji yazılım ve fizik. Amerikan fizik topluluğunun saygın bir üyesi. Alemi öğrencilik yıllarında hocasıyla çok yakınmış. Hocasına bir gün devletin bazı birimlerinden yetkililer gelip nano teknolojiyi kullanarak bir zombi virüsü yaratmasını teklif etmişler. Hocası bu teklifi kabul etmemiş, 1 hafta kadar sonra şüpheli şekilde evinde intihar etmiş. Bunun üzerine Alexander 2015 senesinden günümüze kadar devam eden bir çalışma başlattı. Salgını detaylı şekilde modelledi ve insan psikolojisini böyle durumlar için test etti. Alemi ve meslektaşları, teknolojik bir zombi virüsünü kaynak alarak insanların bir zombi tarafından enfekte edilmesi gerektiğini varsaydı, ABD’deki zombi enfeksiyon oranını tahmin etmek için standart hastalık modellerini kullandılar. Standart protokolü takiben, zombiler sadece yürüyerek seyahat ederler ve doğal olarak ölmezler. Çünkü vücutlarında ki nano botlar gerektiğinde hücreleri yakarak onlara ekstra besin sağlayabilirler. Ayrıca yaralandıklarında hücre duvarını normal bir insanınkinden çok daha hızlı onarırlar. Nano botlar saniyeler içerisinde insan hücrelerini taklit edebilirler. Esasen, epidemiyologların diğer virüslerin yayılmasını hesaplamasıyla çok benzer, ancak zombilere özgü kurgusal parametreleri kullanarak gerçekçi bir model kullandılar. Ulaşım altyapısı çöküşü de dahil olmak üzere bazı varsayımlarda bulundular.
Böyle bir durumda ulaşım halkasında ilk olarak hava alanları çöküyor. Salgınla ilgili yayılma hızı, ulaşım, iletişim ve insan psikolojisi ile insan kitlelerinin hareket eğilimleri için ayrı ayrı modellemeler yaptılar. Modele göre Amerika da, Rockies dağları en güvenli yer – seyrek nüfuslu ve ulaşılması zor. Kurtulanlar toplu şekilde buraya hareket etme eğiliminde. Nüfusun yoğun olduğu yerler de salgını başlatmak için en iyi bölge. Modelde salgın başladıktan Yaklaşık 28 gün sonra (acaba tesadüf mü?), zombilerle kaplanan bölgeler arttıkça enfekte olmayan insanlar için her yer daha tehlikelidir. Eski CDC çalışanı Terrence McCoy Washington Post’a verdiği bir demeçte, nüfusun büyük bir yüzdesi herhangi bir bölgeye doğru göç ederse, oradaki enfeksiyon riski artacaktır. Demişti. Yani modellemenin aksine Rockies dağları güvenli gibi görünse de aslında salgının yayılmış olduğu bölgeler kadar tehlikeli. Alemi ve ekibi, ülkenin nüfus merkezlerini modellemiş ve daha sonra bir rastlantısallık unsuru olan bazı olası etkileşimleri modele ilave etmiştir. Zombi sağlıklı bir insanı ısırabilir ve enfekte edebilir veya insan zombiden kaçabilir veya öldürebilir. Ayrıca, gerçekte, bir salgın muhtemelen tüm ülkede bir anda başlamaz ve bazı değişkenler vardır. Zombiler nanobotların programlanmasına göre önceden kestirilemez şekilde az ya da çok agresif ya da az ya da çok hareketli olabilir. Bu nedenle araştırma ekibi, bir salgını simüle etmenizi, bir başlangıç noktası seçmenizi, zombi-öldürme oranına zombilerin enfekte edebileceği insan sayısını ve zombilerin hızlı mı yoksa yavaş mı olduğunu gösteren etkileşimli bir modelle salgını ayrı ayrı defalarca simüle ettiler. Simülasyon sonuçlarına göre New York’ta bir cafe de başlayan yavaş ve Agresif olmayan bir zombi salgını 24 saat içinde yıkıcı oluyor. Ortalama 1 hafta içerisinde tüm Amerika’yı kaplıyor. Havaalanlarının ve limanların kapalı olmasına rağmense tüm dünyayı sarması 3 ay sürüyor. Alemi, “Zaman göz önüne alındığında, simülasyona daha karmaşık sosyal dinamikler eklemeye çalışabiliriz, örneğin insanların büyük şehirlerden tahliye süresini kısaltmak, uçak seferlerini dahil etmek veya zombi salgını hakkında bir farkındalığa sahip olmak gibi. Ancak yaptığımız en hafif modelleme bile durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. Öte yandan enfekte olmayan insanlar üzerine yaptığımız modelleme bizlere toplumumuzun bir başka zayıf noktasını gösteriyor. Dış dünyayla tüm iletişimimiz teknolojiye dayalı ve teknolojinin kontrolü başkalarının elinde. Yani cep telefonumuz çalışmadığında ve internetimiz olmadığında televizyon ve radyodan haber alamadığımızda biz sıradan insanlar güvenli olduğumuzu düşündüğümüz evlerimizde otururken dışarıda neler olduğundan asla haberdar olamayız. Haberimiz olmayan bir salgından ancak bir şeylere gözleriyle şahit olan insanlar ölmediylerse erken davranıp kaçmayı başarabilir. Salgından kurtulmada anahtar nokta salgının bir adım önünde ve süratli hareket etmekte yatıyor. Fakat böyle bir salgın durumunda bizlerin gerekli istihbarata sahip olamayacağı çok açık.” demiştir.

Sıkı tutunun Meksika’ya gidiyoruz. DR. Patricia Villaseñor uzun yıllar boyunca dünya sağlık örgütü adına Afrika’da görev yapmış salgınlar konusunda uzman birisi. Günümüzdeyse Meksika’da Guadalajara Üniversitesin de çalışmakta. Pek çok zombi filmi senaristi salgın modellemesi konusunda yıllardır kendisine danışıyor ve senaryoları buna göre şekillendiriyorlar. Villasenor şu anda ise Meksika hükümeti adına bir salgın modellemesi geliştirmekle meşgul. 2 Senedir üzerinde çalıştığı salgın modeli hakkında Meksika hükümetiyle yaptığı gizlilik anlaşmasından dolayı çok fazla bilgi vermiyor. Ancak modellemenin sonuçları sebebiyle Meksika Devletinin Pico de Orizaba dağında 100.000 kişiyi barındıracak kapasiteye sahip yüksek güvenlikli bir bölge inşa etmeye başladığı basına sızan haberler arasında. Doktor Patricia bir konferansta modellemesine dair kısa bilgiler paylaştı. Modelleri pek çok diğer meslek taşı gibi nano teknolojiye dayanan bir salgını referans alıyor. Salgının önlenememe sebebi ise son derece komplike. Nano botlar bir defa programlandıktan sonra kendilerini çevreye ve şartlara göre yeniden ve çok hızlı yapılandırıyor bu sebeple de enfeksiyonun ne şekilde gelişip yayılacağı önceden kestirilmesini imkansız bir hale getiriyor. Ayrıca bozulan insan hücrelerini hızla taklit edebiliyor örneğin enfekte olmadan önce gözleri az gören birisi artık çok daha net görebiliyor. Birde iyi haberi var. Dünya da bu tarzda yarı organik hibrit nanobot üretebilen sadece 2 laboratuvar bulunuyor. Yani salgın yaşanırsa bu tipte virüsü ancak bu iki laboratuvardan birisi üretmiş olmalı. Dr Villasenor’un modellemesinde ortaya çıkan zombilerin virüsün farklı şekillerde evrimleşmesi sebebiyle çok değişik türleri bulunsa da artı ve eksi temel özellikleri hemen hemen aynı. Modellemede zombiler göreceli olarak normal bir insandan daha aptal daha içgüdüsel hareket eden varlıklar olacaklar. Enfekte olan kişinin yaşıyla da orantılı olarak gerektiğinde koşup hızlı hareket edebilen, gözleri iyi gören, uzun süreler açlığa dayanabilen, yaraları çabuk iyileşen ve yaşamak için normal insanlar gibi tatlı suya gereksinim duyan yaratıklar olacaklar. İnsanlar böylesine bir salgının Amerika’dan başlayarak dünyaya yayılacağı kanısında bu yüzdende böyle bir durumda Meksikalıların çoğu Amerikan sınırından olabildiğince uzaklaşmayı düşünüyor. Bense onlarla aynı fikirde değilim. Böyle bir salgın öncelikle Afrika’da başlaması çok daha olasıdır. Öte yandan bir sürprizle belki Latin Amerika ülkelerinden bir tanesinde de patlak verebilir. İnsan psikolojisi zamanla her ortama uyum sağlayabilir ancak bunun için uzun bir alışma evresi gereklidir. Bu süre zarfında da büyük kayıplar yaşanacağı açıktır. Böyle bir salgının gerçekleşmesi durumunda Uyuşturucu kartellerinin savaş alanına çevirdiği sokaklar bile salgının yaşandığı bölgelerden çok daha güvenli olacaktır şeklinde açıklama yapmıştır.
Bilim adamlarının ve komplo teorisyenlerinin en çok merak ettiği şeylerin başında da post apokaliptik bir dünyada ki sosyolojik durum. Nihayetinde salgının üzerinden bir süre geçtikten sonra geriye kalanlar bir şekilde bu zor duruma ayak uyduracaktır. Fakat nasıl bir düzen oluşacağı hakkında çok fazla soru işareti var. Örneğin erkek nüfusunun çok azalması olası. Öte yandan güvenlik barınma ve gıda gibi konular hasebiyle de pek çok sokak çetesi kurulacağını da tahmin etmek güç değil. İnsanlar güvende hissetmek adına bu çetelere katılmak isteyecektir. Elbette ki öyle herkesi kabul etmeyecekler neticede çetelerin var olabilmesi için kurbanlara ve kaynaklara ihtiyaçları vardır. Kaynak olan bölgeleri uzun süren savaşlar sonunda bir şekilde paylaşmaları da oldukça olasıdır. Salgının daha da ilerisinde ise güvenli bölgeler oluşturularak buralarda ufak yönetimler kurulması oldukça olası. İletişim aygıtlarının tekrar aktif olması son derece uzak bir ihtimal olduğundan kısa dalga telsizler iletişim için hayati önem taşıyacaktır. Bu süreç zarfında birkaç yıl boyunca merkezi bir otorite kurulması oldukça uzak bir ihtimal. Yani artık adalet olgusu bu psikoloji bozulmuş imkansızlıklarla mücadele eden insanların vicdanına kalacaktır. Bu durumda son derece korkutucudur. Ayrıca beslenme alışkanlıkları baştan aşağıya değişecektir. Nitekim eski hayatlardan kalma sanayi tipi gıdalar artık üretilemeyecektir. Örneğin post apokaliptik bir ortamda çikolatalar olmayacaktır Ancak geleneksel süt tatlıları kolayca imal edilebilecektir. Yeni dünya da tahmin edebileceğiniz gibi bağımlısı olduğumuz cep telefonları ve bilgisayar oyunları da olmayacaktır. Fakat bu durumdan olumlu etkilenecek olan bir şey de var oda doğa… Örneğin sistematik balık avcılığı olmayacağı için denizlerde ki türler artacak doğa kirletilip katledilmediği için kendisini yeniden toparlayacaktır.




