Organ Nakli İçin Yetiştirilen İnsan Hayvan Melezleri

Organ Nakli İçin Yetiştirilen İnsan Hayvan Melezleri

Günümüzde pek çok hastalığın tedavisi ilerleyen bilim ve teknoloji ile mümkünken, maalesef tedavisi sonuç vermeyen, geç kalınmış ya da en son aşamaya gelmiş bazı hastalıklar için tek ve son çözüm organ nakli olmakta. Fakat bu da kolay bir yöntem olmayıp hem uygun bir donör bulmak hem de alınacak organ ile hastanın kan ve doku gibi … Devamını oku

Yowie Avustralya’nın Bigfootu mu?

Yowie Avustralya'nın Bigfootu mu?

Yowie Avustralya’nın Bigfootu mu? Bilim, doğa ve paranormal ilgi alanları ile, kriptid, tartışmasız bir perspektiften kimi zaman tartışmalı konuları araştırır.   Yowie Park, Kilcoy, Queensland’da bir heykel. Bu yaratık nedir ve nereden geldi?  Yowie nedir? Avustralya’dan geliyorsanız, muhtemelen Yowie efsanesini biliyorsunuzdur. Yowie, bazıları üç metreye kadar ayakta duran büyük, iki ayaklı, maymun benzeri bir yaratıktır. Kuzey Amerika’dan geliyorsanız, … Devamını oku

Salgın: Başlangıç

Salgın: Başlangıç

Zombi istilası ne yazık ki Hollywood filmlerinin etkisi ve ülkemizde ki insanların hemen her konuda bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olması hasebi ile son derece yanlış anlaşılmaktadır.

Salgın: Başlangıç
Kendi videolarımın altına yapılan yorumlara baktığımda bunu açıkça görüyorum. En çok yapılan yorumların başında bu Kuran da yazmıyor o yüzden olmaz ve Allah Müslümanlara böyle bir şey yapmaz gibi son derece cahilce söylemler dikkatimden kaçmıyor. 100 sene evveline gidip yobaz veya cahil bir kişiye cep telefonu veya internetten bahsetsek onun vereceği cevapta Bu yorumları yapanlarınkinden farklı olmazdı. Bu Kuranda yazmıyor! Bugünse Kuran da yazmamasına rağmen elimizden düşürmüyoruz ve hemen her şart altında kolayca ulaşabiliyoruz. Bir diğer genel yorum Allah Müslümanlara böyle bir şey yapmaz söylemi ise İslam perspektifi ile hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Nitekim dini açıdan bu dünya sıkıntılarla sınav edilen bir mekandır. Keza zaten bu şekilde olmasaydı Marmara depremi yaşanmaz yahut Myanmar da Müslümanlara soykırım yapılıyor olmazdı. Videonun altına bu tarz yorum yapacak olan arkadaşlara yol yakınken videoyu kapatmalarını tavsiye ederim. Daha evvel ki videolarımı izleyenler bir zombi salgını konusunda durumun ne kadar ciddi olduğunu bilimsel verilerin ve dünyada ki genel durumun buna ne denli müsait olduğunu hatırlayacaktır. Filmlerden aşina olduğunuz öldükten sonra dirilen fantastik zombileri aklınızdan silin. Çünkü bahsettiğimiz konu öldükten sonra dirilen yaratıklar değil. Amerika’da her 5 kişiden 3 ü zombi salgınına inanıyor. Özellikle bu sene country diye tabir edilen Amerika’nın kırsal kesimlerinde yayın yapan yerel radyo ve televizyon kanallarında zombi salgını konusu sık sık tartışılıyor izleyiciler katılıp görüşlerini belirtiyor. Birleşmiş milletlerin ilgili kurumları yaptıkları nüfus değerlendirmelerin de dünya nüfusunu 7.2 milyar olarak bildirmektedir. Ancak bu rakama Afrika yoğun çatışma ortamı ve yetersiz devlet otoriteleri sebebi ile dahil edilmemiştir. Afrika’nın toplamında 2.5 milyar insan yaşadığı değerlendirilmektedir. Bildiğiniz üzere birkaç gün evvel Dubai-New York seferini yapan Emirates Havayolları’na ait bir uçakta salgın hastalık paniği yaşandı. Bu haberi okurken bir şey kafama takıldı. Son 40 senedir yayılan salgın hastalıkların aralıklarını incelediğim de geçtiğimiz 3 sene boyunca haberdar olduğumuz salgın hastalıklar ondan evvel ki 37 sene boyunca haberdar olduklarımızdan tam 80 kat artmış. Yanı son 3 senedir hemen her ay dünyanın farklı bölgelerin de yeni bir salgın hastalık ortaya çıkıyor. Birkaç ay evveline dönelim Azerbaycan, Irak ve Yemen de sebebi bilinmeyen haftalar süren elektrik kesintileri yaşandı. Özellikle Irakta durum isyana dönüştü. Fırınlar çalışmadı, hayat durdu insanlar elektrik gelene kadar açlık çekti ve sokakta kaos patlak verdi. Yine o günlerde Liverpool üniversitesinden uzmanlar dünya manyetik alanında şimdiye değin hiç görülmemiş sapmalar tespit ettiklerini bunun ileriki yıllarda elektronik aletleri bozup küresel bir elektrik kesintisine sebep olabileceğini açıkladılar. Aklı selim bir insan bu durumu değerlendirince acaba denememi yapıyorlar diye düşünmeden edemiyor.
Salgın: Başlangıç
CDC Türkçesi ile Amerikan Salgın Hastalık kontrol merkezi 1000 den fazla salgın hastalık üzerine araştırma ve eylem planı hazırlamaktadır. CDC geçtiğimiz sene zombi salgınını da araştırmakta olduğu hastalıklar listesine eklemiştir. 2018 yılı itibarı ile bütçesinden en çok kaynağı sizce hangi salgın için ayırdı bir tahmininiz var mı? tahmininiz zombi salgınıysa kesinlikle doğru. Fema kamplarının dünyanın hemen her yerin de inşası tamamlandı. Fema kampları hakkında ki videomu izlemediyseniz yukarıda açılan bildirime tıklayarak bu videodan evvel onu izlemenizi tavsiye ederim. Kamplara gece görüşlü dronelar ve ağır silahlar nakil ediliyor. Buda buraların hapisane olarak tasarlandığını söyleyen teorileri çürütüyor. Zaten Ruslar tarafından ortaya çıkartılan belgelerde bu teorileri 2 sene kadar evvel çürütmüştü. Şüphesi olanların tüm şüpheleri son sevkiyatlarla ortadan kalktı. Ayrıca kampların nüfusunun %20 sinide askeri personel oluşturuyor. Salgından, kaostan ve açlıktan kurtulmayı başaran istenmeyenleri ortadan kaldırmak üzere mi bu askerler istihdam ediliyor? Darkwebin karanlıklartında yayın yapan haber portalı deepwrold’ün bu konuda ki vahim iddialarını sizlerle önce ki videolarımda paylaşmıştım. Açıklamanın ardından geçen 1 ay zarfında neredeyse 16 senedir yayın yapmakta olan bu portal sırra kadem bastı. Dünya çapında bahis oynatan milyonlarca dolar değerinde ki siteler bazen kıyametle ilgili bahisler oynatıyor. Zombi kıyameti geçtiğimiz yıllara kadar en olası görünmeyen kıyamet senaryosuydu bu yüzden uzaylı istilasından bile sonra geliyor ve olması durumunda olmayacağı düşünüldüğü için en yüksek bahsi bu olaya veriyorlardı. Ancak bu sene en olası senaryo bu yüzdende diğer onlarca senaryo arasında en az parayı zombi kıyametine veriyorlar. Sizleri çok parlak zekaya sahip birisiyle tanıştırmak istiyorum. İsmi Alexander Alemi Uzmanlığı nano teknoloji yazılım ve fizik. Amerikan fizik topluluğunun saygın bir üyesi. Alemi öğrencilik yıllarında hocasıyla çok yakınmış. Hocasına bir gün devletin bazı birimlerinden yetkililer gelip nano teknolojiyi kullanarak bir zombi virüsü yaratmasını teklif etmişler. Hocası bu teklifi kabul etmemiş, 1 hafta kadar sonra şüpheli şekilde evinde intihar etmiş. Bunun üzerine Alexander 2015 senesinden günümüze kadar devam eden bir çalışma başlattı. Salgını detaylı şekilde modelledi ve insan psikolojisini böyle durumlar için test etti. Alemi ve meslektaşları, teknolojik bir zombi virüsünü kaynak alarak insanların bir zombi tarafından enfekte edilmesi gerektiğini varsaydı, ABD’deki zombi enfeksiyon oranını tahmin etmek için standart hastalık modellerini kullandılar. Standart protokolü takiben, zombiler sadece yürüyerek seyahat ederler ve doğal olarak ölmezler. Çünkü vücutlarında ki nano botlar gerektiğinde hücreleri yakarak onlara ekstra besin sağlayabilirler. Ayrıca yaralandıklarında hücre duvarını normal bir insanınkinden çok daha hızlı onarırlar. Nano botlar saniyeler içerisinde insan hücrelerini taklit edebilirler. Esasen, epidemiyologların diğer virüslerin yayılmasını hesaplamasıyla çok benzer, ancak zombilere özgü kurgusal parametreleri kullanarak gerçekçi bir model kullandılar. Ulaşım altyapısı çöküşü de dahil olmak üzere bazı varsayımlarda bulundular.

Salgın: Başlangıç

Böyle bir durumda ulaşım halkasında ilk olarak hava alanları çöküyor. Salgınla ilgili yayılma hızı, ulaşım, iletişim ve insan psikolojisi ile insan kitlelerinin hareket eğilimleri için ayrı ayrı modellemeler yaptılar. Modele göre Amerika da, Rockies dağları en güvenli yer – seyrek nüfuslu ve ulaşılması zor. Kurtulanlar toplu şekilde buraya hareket etme eğiliminde. Nüfusun yoğun olduğu yerler de salgını başlatmak için en iyi bölge. Modelde salgın başladıktan Yaklaşık 28 gün sonra (acaba tesadüf mü?), zombilerle kaplanan bölgeler arttıkça enfekte olmayan insanlar için her yer daha tehlikelidir. Eski CDC çalışanı Terrence McCoy Washington Post’a verdiği bir demeçte, nüfusun büyük bir yüzdesi herhangi bir bölgeye doğru göç ederse, oradaki enfeksiyon riski artacaktır. Demişti. Yani modellemenin aksine Rockies dağları güvenli gibi görünse de aslında salgının yayılmış olduğu bölgeler kadar tehlikeli. Alemi ve ekibi, ülkenin nüfus merkezlerini modellemiş ve daha sonra bir rastlantısallık unsuru olan bazı olası etkileşimleri modele ilave etmiştir. Zombi sağlıklı bir insanı ısırabilir ve enfekte edebilir veya insan zombiden kaçabilir veya öldürebilir. Ayrıca, gerçekte, bir salgın muhtemelen tüm ülkede bir anda başlamaz ve bazı değişkenler vardır. Zombiler nanobotların programlanmasına göre önceden kestirilemez şekilde az ya da çok agresif ya da az ya da çok hareketli olabilir. Bu nedenle araştırma ekibi, bir salgını simüle etmenizi, bir başlangıç ​​noktası seçmenizi, zombi-öldürme oranına zombilerin enfekte edebileceği insan sayısını ve zombilerin hızlı mı yoksa yavaş mı olduğunu gösteren etkileşimli bir modelle salgını ayrı ayrı defalarca simüle ettiler. Simülasyon sonuçlarına göre New York’ta bir cafe de başlayan yavaş ve Agresif olmayan bir zombi salgını 24 saat içinde yıkıcı oluyor. Ortalama 1 hafta içerisinde tüm Amerika’yı kaplıyor. Havaalanlarının ve limanların kapalı olmasına rağmense tüm dünyayı sarması 3 ay sürüyor. Alemi, “Zaman göz önüne alındığında, simülasyona daha karmaşık sosyal dinamikler eklemeye çalışabiliriz, örneğin insanların büyük şehirlerden tahliye süresini kısaltmak, uçak seferlerini dahil etmek veya zombi salgını hakkında bir farkındalığa sahip olmak gibi. Ancak yaptığımız en hafif modelleme bile durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. Öte yandan enfekte olmayan insanlar üzerine yaptığımız modelleme bizlere toplumumuzun bir başka zayıf noktasını gösteriyor. Dış dünyayla tüm iletişimimiz teknolojiye dayalı ve teknolojinin kontrolü başkalarının elinde. Yani cep telefonumuz çalışmadığında ve internetimiz olmadığında televizyon ve radyodan haber alamadığımızda biz sıradan insanlar güvenli olduğumuzu düşündüğümüz evlerimizde otururken dışarıda neler olduğundan asla haberdar olamayız. Haberimiz olmayan bir salgından ancak bir şeylere gözleriyle şahit olan insanlar ölmediylerse erken davranıp kaçmayı başarabilir. Salgından kurtulmada anahtar nokta salgının bir adım önünde ve süratli hareket etmekte yatıyor. Fakat böyle bir salgın durumunda bizlerin gerekli istihbarata sahip olamayacağı çok açık.” demiştir.

Salgın: Başlangıç
Sıkı tutunun Meksika’ya gidiyoruz. DR. Patricia Villaseñor uzun yıllar boyunca dünya sağlık örgütü adına Afrika’da görev yapmış salgınlar konusunda uzman birisi. Günümüzdeyse Meksika’da Guadalajara Üniversitesin de çalışmakta. Pek çok zombi filmi senaristi salgın modellemesi konusunda yıllardır kendisine danışıyor ve senaryoları buna göre şekillendiriyorlar. Villasenor şu anda ise Meksika hükümeti adına bir salgın modellemesi geliştirmekle meşgul. 2 Senedir üzerinde çalıştığı salgın modeli hakkında Meksika hükümetiyle yaptığı gizlilik anlaşmasından dolayı çok fazla bilgi vermiyor. Ancak modellemenin sonuçları sebebiyle Meksika Devletinin Pico de Orizaba dağında 100.000 kişiyi barındıracak kapasiteye sahip yüksek güvenlikli bir bölge inşa etmeye başladığı basına sızan haberler arasında. Doktor Patricia bir konferansta modellemesine dair kısa bilgiler paylaştı. Modelleri pek çok diğer meslek taşı gibi nano teknolojiye dayanan bir salgını referans alıyor. Salgının önlenememe sebebi ise son derece komplike. Nano botlar bir defa programlandıktan sonra kendilerini çevreye ve şartlara göre yeniden ve çok hızlı yapılandırıyor bu sebeple de enfeksiyonun ne şekilde gelişip yayılacağı önceden kestirilmesini imkansız bir hale getiriyor. Ayrıca bozulan insan hücrelerini hızla taklit edebiliyor örneğin enfekte olmadan önce gözleri az gören birisi artık çok daha net görebiliyor. Birde iyi haberi var. Dünya da bu tarzda yarı organik hibrit nanobot üretebilen sadece 2 laboratuvar bulunuyor. Yani salgın yaşanırsa bu tipte virüsü ancak bu iki laboratuvardan birisi üretmiş olmalı. Dr Villasenor’un modellemesinde ortaya çıkan zombilerin virüsün farklı şekillerde evrimleşmesi sebebiyle çok değişik türleri bulunsa da artı ve eksi temel özellikleri hemen hemen aynı. Modellemede zombiler göreceli olarak normal bir insandan daha aptal daha içgüdüsel hareket eden varlıklar olacaklar. Enfekte olan kişinin yaşıyla da orantılı olarak gerektiğinde koşup hızlı hareket edebilen, gözleri iyi gören, uzun süreler açlığa dayanabilen, yaraları çabuk iyileşen ve yaşamak için normal insanlar gibi tatlı suya gereksinim duyan yaratıklar olacaklar. İnsanlar böylesine bir salgının Amerika’dan başlayarak dünyaya yayılacağı kanısında bu yüzdende böyle bir durumda Meksikalıların çoğu Amerikan sınırından olabildiğince uzaklaşmayı düşünüyor. Bense onlarla aynı fikirde değilim.  Böyle bir salgın öncelikle Afrika’da başlaması çok daha olasıdır. Öte yandan bir sürprizle belki Latin Amerika ülkelerinden bir tanesinde de patlak verebilir. İnsan psikolojisi zamanla her ortama uyum sağlayabilir ancak bunun için uzun bir alışma evresi gereklidir. Bu süre zarfında da büyük kayıplar yaşanacağı açıktır. Böyle bir salgının gerçekleşmesi durumunda Uyuşturucu kartellerinin savaş alanına çevirdiği sokaklar bile salgının yaşandığı bölgelerden çok daha güvenli olacaktır şeklinde açıklama yapmıştır.

Salgın: Başlangıç

Bilim adamlarının ve komplo teorisyenlerinin en çok merak ettiği şeylerin başında da post apokaliptik bir dünyada ki sosyolojik durum. Nihayetinde salgının üzerinden bir süre geçtikten sonra geriye kalanlar bir şekilde bu zor duruma ayak uyduracaktır. Fakat nasıl bir düzen oluşacağı hakkında çok fazla soru işareti var. Örneğin erkek nüfusunun çok azalması olası. Öte yandan güvenlik barınma ve gıda gibi konular hasebiyle de pek çok sokak çetesi kurulacağını da tahmin etmek güç değil. İnsanlar güvende hissetmek adına bu çetelere katılmak isteyecektir. Elbette ki öyle herkesi kabul etmeyecekler neticede çetelerin var olabilmesi için kurbanlara ve kaynaklara ihtiyaçları vardır. Kaynak olan bölgeleri uzun süren savaşlar sonunda bir şekilde paylaşmaları da oldukça olasıdır. Salgının daha da ilerisinde ise güvenli bölgeler oluşturularak buralarda ufak yönetimler kurulması oldukça olası. İletişim aygıtlarının tekrar aktif olması son derece uzak bir ihtimal olduğundan kısa dalga telsizler iletişim için hayati önem taşıyacaktır. Bu süreç zarfında birkaç yıl boyunca merkezi bir otorite kurulması oldukça uzak bir ihtimal. Yani artık adalet olgusu bu psikoloji bozulmuş imkansızlıklarla mücadele eden insanların vicdanına kalacaktır. Bu durumda son derece korkutucudur. Ayrıca beslenme alışkanlıkları baştan aşağıya değişecektir. Nitekim eski hayatlardan kalma sanayi tipi gıdalar artık üretilemeyecektir. Örneğin post apokaliptik bir ortamda çikolatalar olmayacaktır Ancak geleneksel süt tatlıları kolayca imal edilebilecektir. Yeni dünya da tahmin edebileceğiniz gibi bağımlısı olduğumuz cep telefonları ve bilgisayar oyunları da olmayacaktır. Fakat bu durumdan olumlu etkilenecek olan bir şey de var oda doğa… Örneğin sistematik balık avcılığı olmayacağı için denizlerde ki türler artacak doğa kirletilip katledilmediği için kendisini yeniden toparlayacaktır.

Ley Hatları

Ley Hatları

Uzun süre sadece ezoterizm de dile getirilen bu enerji merkezleri ile son zamanlarda bilimsel çevreler de yakından ilgilenmeye başlamışlardır. Batı dünyasında ley hatları olarak son yıllarda gündeme gelen konu, kutsal coğrafik merkezlerle ilgili bilinmeyenlere ışık tutmuştur. Batı dünyasının ley hatları adını verdiği akışkan özellikli birtakım enerji kanallarıyla yeryüzünün örülmüş olduğu bugün için artık kesin olarak bilinmektedir.

Ley Hatları
Dünyada fiziki ve psişik enerjinin yoğun olduğu başlıca bölgeler:
1- Orta Asya. Özellikle de Tibet. Gobi ve Doğu Türkistan üçgeni arasındaki kalan bölge.
2- Mısır.
3- Orta Amerika- (Meksika)
4- Arjantin’in Kuzey bölgesi.
5- Anadolu.
Mitolojilerde geçen kutsal ırmaklar, aslında bu ley hatlarını yani yerküre çakralarının haritasını ifade eder. İşte bu haritayı gayet iyi bilen ve ley enerjisinden psişik ve fiziki faaliyetlerde yararlanabilen eski halklar kıtalarından göç etmek zorunda kaldıklarında, rastgele yerlere göç etmemişler, bu enerjinin yoğun olarak olduğu bölgeleri tercih etmişlerdir. Anadolu’da birçok yer; Urfa, Efes, Bursa’daki Uludağ, yedi tepeli şehir İstanbul’un belirli bölgesi hep bu kutsal coğrafyanın belirli noktalarına denk gelen merkezlerdi. Bunlardan hangisinin halen işlerliğini sürdürdüğü bilinmiyor. Ancak bilinen bir gerçek varsa irili ufaklı birçok merkezin halen dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunmaya devam ettiğidir. Yunanistan’ın Delf kentinde kurulan ünlü Apollon Mabedi’nin bulunduğu bölge “spiritüel coğrafya”da çok önemli bir merkezdi. Pisagor’un inisiyatik öğretisini sürdürdüğü bu mabetten dünyanın hemen her yanına büyük manyetik-psişik enerjiler dağılırdı. Bir zamanlar önemli bir kehanet merkezi olarak da işlev görmüş olan mabedin bugünkü kalıntıları bile muhteşemdir. Ezoterik bilgilere göre, Mısır ve Tibet gibi eski uygarlıklar bu ley enerjilerinin geçtiği hatları biliyorlar ve bu hatların geçtiği yerlerde ve özellikle de bu hatların kesiştikleri noktalarda mabetlerini inşa ediyorlardı. Piri Reis’in haritasındaki güneş ışınlarını andırır çizgilerin de sözünü ettiğimiz bu ley hatlarından bazılarını gösterdiği tahmin edilmektedir. Eski Hint ezoterizmine göre dünyamızda da insan bedenindeki gibi yedi çakra yani enerji giriş ve dağılış noktaları vardır. Bunlar ley hatlarının kesişme noktalarıdır. Bunların yerleri belirlidir. Bazen biri bazen de diğerleri daha etkin bir duruma geçebilir. Burada, tufanlar öncesi uygarlıklar açısından bilmemiz gereken bir diğer nokta da şudur ki; eski devre ait insanlar taşlara tapmıyorlardı. Taşların sihirli gücünden yararlanmaya çalışıyorlardı. Bu bağlamda, ezoterizmde taşların sınıflandırıldığı dört ana grup da bilinmelidir:

1- Atlantisliler’in özel işlemlerden geçirdikten ve biçimlendirdikten sonra enerji santrallerinde kullandıkları nadir kristaller ve çok farklı bir maddesel yapıya sahip olan özel taşlar.

2- Tufan’dan sonra bizim devremize ait uygarlıkların inisiyatik merkezlerinde ki mabetlerde yer alan psişik çalışma­larda kullanılan, kökenleri bilinmeyen ve günümüzde kayıp durumdaki taşlar. Bu taşlardan bazılarının kozmik kökenli, bazılarının ise Atlantis kökenli olduklarını ve bizim devremizin ortalarına doğru bazılarının yeryüzünün belirli yerlerine gizlenmiş oldukları söylenir. Kabe’deki Siyah Taş ve İstanbul’a yerleştirildiği söy­lenilen ancak nerede olduğu bugün için bilinmeyen gizemli taş bu grupta değerlendirilmektedir.

3- Günümüzde mevcut olan değerli taşlar ve kristaller. Bunlar da doğru kullanıldığı takdirde canlılar üzerinde önemli etkilerde bulunduğu yapılan deneysel çalışmalarla ispatlanmış durumdadır. New Age yaşam kültüründe bu çalışmaların önemli bir yeri vardır.

4- Değersiz taşlar kendiliklerinden özel bir enerjetik yayınları olmayan, ancak ley hatları üzerine dikildiklerinde be­lirli bir büyüklükte olmak koşuluyla yerkürenin telürik enerjisiyle ilgili bir etkinlik meydana getirebilen taşlardır. Çiftçilik ve diğer yaşam tarzları binlerce yıl boyunca doğa güçleri ve devirleri tarafından yönetilmiştir. Çok uzun bir süre doğanın güçleri ve devirleri hakkında bilgisiz kalan insanlar, bazıları hala ayakta olan devasa anıtlar yaparak korkuyla karışık derin bir saygıyla bu güç ve devirleri tanrısallaştırmışlardır. Ley hatları; farklı araştırmacılar tarafından “dünya enerjisi”, “telürik enerji”, “küresel biyoenerji” gibi isimler verilen yerkürenin manyetik gücünden farklı ve dünyayı, yerküre üzerindeki belirli doğrusal çizgilerle dolaştığı varsayılan, bir enerji türüdür. Yazılı en eski tarihi kayıtlardan biri olarak kabul edilen eski Çin yazıtlarında “kun-mei” olarak isimlendirilmiştir.

Henüz tam olarak niteliği anlaşılamamış olmakla birlikte bu enerjinin canlı ve cansız maddeler üzerinde önemli fiziki ve psikolojik etkiler meydana getirdiği istatiksel verilerden elde edilen gözlemlere dayanılarak fark edilebilmiştir. İnsan zihni üzerindeki etkileri çok yoğun olan bu enerjinin özellikle psişik enerjiyle büyük bir etkileşim içinde olduğu, hatta psişik çalışmalarda bu enerjinin başarıyı artırıcı bir fonksiyon gördüğü ileri sürülmektedir.
Yerküre gizemleri araştırmaları ortaya çıkışını Alfred Watkins’in 1920’lerde yaptığı çalışmalara borçludur. Watkins, İngiltere topraklarını gezerek gizemli taş anıtlarla ilgili incelemeler yapmış ve “ley” teorisini ortaya koymuştur. Watkins’in sözünü ettiği leyler; kilise, mezar ve Stonehenge gibi taş yapıları birbirine bağlayan görünmez birtakım yollar ya da çizgilerdi. 1960’larda ley araştırma­ları yeniden gündeme geldi ve diğer gizem araştırma dallarına dahil oldu.

Ley Hatları

Böylece yerküre gizemleri araştırmaları doğmuş oldu. Özellikle Avrupa’da güç sahibi olan bu araştırma alanında günümüze kadar önemli gelişmeler kaydedilmiştir. İngiltere’de özellikle dev taş çemberlerin ve megalit adı verilen taş yapıların inşa ediliş nedenlerinin bulunabilmesi için yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Bazı deneyler sonucu, özellikle güneşin doğuşu sırasında, muhtemelen bu taş yapıtlardan yayılan birtakım ultrasonik ve radyasyonik etkiler tespit edilmiş ve hatta gelişmiş birtakım cihazlarla bunların ölçülmesine çalışılmıştır. Ayrıca ziyaretçiler tarafından taş anıtların bulunduğu alanlarda bazen elektrik şokuna maruz kalma ve değişik bilinç durumlarına geçme gibi etkilerin yaşandığı bildirilmiştir. İngiltere’de yerküre gizemleri araştırma gruplarının düzenlediği “moot” adı verilen toplantılarda pek çok insan bir araya gelip konuşmalar ve tartışmalar yaparak bu fenomen hakkındaki son bilgileri öğrenmektedir. 1960’larda bu alanda derin araştırmalar sonucu bir dönem, leylerin dünya biyosferindeki enerji çizgileri, yani gezegenin kendisi tarafından oluşturulan enerji yolları olduğu düşünülmüştür. 1980’lerin başlarında, Arkeoloji Enstitüsünde araştırmalar yapan bir inorganik kimyacı olan Dr. Don Robins, birçok şeyin yanı sıra, taşlardan yapılmış dairelerin (örneğin, Oxfordshire bölgesindeki Rollrights taşları) doğal güç alanları ihtiva ettiğini keşfetmiştir. Ayrıca gece ile gündüzün eşit olduğu mart ve ekim aylarında, güneş görünsün veya görünmesin, taşların düzenli biçimde yüksek frekans­lı işaretler yaydığı ortaya çıkarıldı. Yıl, gündönümlerine yaklaştığında, işaretler kaybolmaktadır. Dr. Robins ve eki­bi tarafından gözlenen bir diğer ilgi çekici fenomen, dairenin dışındaki doğal radyoaktivite seviyesinin, her zaman, dairenin içindekinden yüksek olmasıdır. Ayrıca kozmik radyasyonu dışarıda tuttukları da bulundu; bu da gösteriyor ki, ya taşların daire şeklinde oluşumundan dolayı ya da daire içinden geçerek yeryüzünden yayılan doğal enerji sonucu, bir çeşit koruyucu kılıf oluşmuştur. Dolayısıyla, bu göstergeler; jeolojik fay çizgileri, bu dairelerin mevkileri ve elektromanyetik radyasyon arasındaki ilişki bakımından önemlidir.

Ley Hatları

Gözle görülmemekle birlikte, tıpkı çeşitli değneklerle toprak altındaki su kaynaklarının bulunmasında olduğu gibi, varlıklarının çeşitli belirtilerle sezilebileceğine inanılmıştır. Araştırmacılar ley teorisinin, Çinlilerin “feng şui” (ejderha yolları) kavramıyla önemli ölçüde benzeştiğini ortaya koymuşlardır. Bu ikisi ayrıca akupunktur literatüründe adı geçen çakra kavramıyla da büyük benzerlikler göstermekteydi. Vücudun bazı kilit noktalarına uyarıcılar yerleştirip beden enerjisini harekete geçirmek suretiyle rahatsızlıkların giderilip sağlığın geliştirilmesi esasına dayanan akupunktur yönteminde adından söz edilen vücut enerji yollarının, ley çizgilerinin küçültülmüş halini andırması oldukça dikkat çekiciydi. Benzetme yoluyla eski insanların, yaşadıkları toprağın enerji alanına pozitif bir etki yapabilmek için ley çizgilerinin belirli noktalarına megalitler yerleştirmiş oldukları düşünülebilir. Gezegenimizi enlemesine ve boylamasına geçtiğine inanılan akışkan enerji damarları olarak düşünülen (Keltler tarafından “peri hatları” diye adlandırılan) ley hatları, bu bölgeleri birbirine bağlıyor gibi görünmektedir. İlginçtir, bu ley hatlarının, taş dairelerinde birbirlerini kesen fay hatlarının paralelinden geçtikleri anlaşılmıştır. Eğer bu böyleyse, bu bölgelerdeki elektromanyetik enerji ve onun sonucu olan atmosferik fenomenlerin, çevre bölgelerden daha güçlü olma olasılığı vardır.

Kaynak: Kült TV https://www.youtube.com/channel/UCAG5HALf4Y2G24ytrlgPocQ

Bilim Adamlarının İddiaları Ahtapotlar Dondurulmuş Yumurta Olarak Uzaydan Yeryüzüne Geldi

Bilim Adamlarının İddiaları Ahtapotlar Dondurulmuş Yumurta Olarak Uzaydan Yeryüzüne Geldi

Bilim adamları, ahtapotların yabancı olduklarını ve milyonlarca yıl önce dünyadaki yerlerden donmuş yumurtalar olarak geldikleri  konusunda olağanüstü bir iddia yaptılar. Şaşırtıcı iddia Kambriyen Patlaması – Karasal veya Kozmik ” adlı bir raporu yayınlayan 33 bilim insanından geldi.

Devamını oku