Hiçbir insanın adım atmak istemeyeceği ölümcül bir ada, üzerinde metrekare başına ölümcül yılanlar bulunmakta. Geçmişinde pek çok kötü ve kanlı olayları barındıran bu adaya ayak basmak yasak, sadece bazı özel izinlerle mümkün. Söylenenlere göre ada kıyılarına çok yakın olan son balıkçı muz aramak için adaya indi ve günler sonra kendi teknesinde, bir kan havuzunda cansız olarak bulundu. vücudunda yılan ısırıkları vardı.
Dünyanın Manyetik Kuşakları
Ley Hatları (Dünyanın Manyetik Kuşakları)
Ley Hatları (Dünyanın Manyetik Kuşakları)
Ley Hatları konusu 1921 yılında Batı dünyasının gündemine ilk kez geldi. Arkeolog Alfred Watkins, aslında Britanya’nın kullandığı yollara temel olan eski Roma yollarını inceliyordu. Bunları incelerken o yolların da daha eski uygarlıklara ait yolların üstüne kurulduğunu buldu. İnsanlar bir şekilde gözle görülmeyen bir akışı hiç terk etmemişlerdi. Uygarlıklar uygarlıklara yerlerini devrederken, ley hatlarına sadık kalmışlardı. Ley akışları üzerine anayollarını kuruyor ve yol boyunca bu enerjiden hayat bulmak istiyordu. Ley akışlarının merkez olduğu yerlere kiliselerini, mabedlerini ve hipodrumlarını, stadyumlarını inşa etmişlerdi.
Alfred Watkins, yararlandığı antik haritalar, yer isimlerinin eski dillerdeki isimlere benzerliği ve çatal çubuk yöntemiyle ley hatlarını tespit etti. Modern haritalarda görünmeyen çoktan kaybolmuş, toprak altında kalmış eski yapılara ulaştı.
Teoriyi destekleyecek şekilde, gerçekten de bugün ortada hiçbir izi görünmeyen gömülmüş bu arkeolojik eserler, ley hatları üzerinde uzmanları bekliyordu. Tek yapılması gereken, leyin nereden nereye gittiğini bulup takip etmekti.
“Ley” kelimesini literatüre kazandırırken kastettiği, “toprağın temizleyici şeritleri” ya da “çayırlık” bölgeydi.