Büyük Ada Vampirleri – Paranormal Saatler Özel

Büyük Ada Vampirleri - Paranormal Saatler Özel

  Sevgili Gizemler ve Bilinmeyenler ailesi, sizlere söz verdiğim gibi 100.000 abone özel videomuzu Tv Formatı Paranormal Saatler isimli, tescilli programı ile başlatıyoruz. Verdiğimiz uzun ara sona erdi artık yeniden sizlerle beraber gizemli ve bilinmeyen konularda yol alacağız, desteğiniz için Teşekkürler Gizemler Ailesi.  Bilinmeyen konularda görüşmek üzere. Vampir kültürü Babil’den kalan örneklere dayanır ve yüzyıllar … Devamını oku

Atatürk’ün Kadim Türk Teşkilatı İle Gizli Buluşması

Atatürk'ün Kadim Türk Teşkilatı İle Gizli Buluşması
  1. Osmanlı padişahı Sultan Abdülhamid Han 1905 senesinde Askeri akademiyi bitiren yüzbaşılara diplomalarını vermek üzere İstanbul Harp Akademisinde ki mezuniyet törenine katıldı. Akademi bahçesine tahtın kurulmasının ardından ismi okunan öğrenciler bizzat padişah-ı şahanelerinin ellerinden diplomalarını almaya başladılar. Sultanın elinden diploma alanlardan bir tanesi de genç yüzbaşı Mustafa Kemal’di. Koca sultan bu genç yüzbaşıya diplomasını takdis ederken bir anda gözlerinin içerisine baktı ve dudaklarından şu sözler döküldü. “Demek geldin.” Atatürk bunun ne anlama geldiğini bilmiyordu. Pek çok kişiye danıştıysa da bu sözün anlamını uzun yıllar öğrenemeyecekti. Ta ki Saltanatı kaldırıp Cumhuriyeti ilan edene kadar. Cumhuriyetimizin kurucu Mustafa Kemal Atatürk’e dair bildiğimiz pek çok bilgiyi yakınında bulunan kişilerden ve silah arkadaşlarının hatıratlarından biliyoruz. Şüphesiz ki bu kişilerin en önde gelenleri Salih Bozok ve Kılıç Ali’dir. Ne yazık ki bu kişilerin yazdıkları hatıratlar bizzat Atatürk’ün kurduğu Türk tarih kurumu tarafından sansürlenmiş ve bazı bölümleri içeriklerden çıkartılmıştır. Üstelik bu sansürlenen bilgiler o kadar fazladır ki bir araya toplansa müstakil bir kitap dahi çıkar ve Atatürk hakkında henüz hiç duyulmamış son derece değişik bilgileri barındırmaktadırlar. Salih Bozok’un kapsamlı Kılıç Ali’ninse olaya daha az müdahil olduğu için kısmen daha kapsamsız bir hatıratı var ki son derece ilginç. 1936 senesi kış aylarında Çankaya köşkünde Gazi bir gün Salih Bozok’u yanına çağırır ve kendisine her hangibi birinin iletilmesini istediği bir mesaj veya evrak olursa direkt getirilmesini emreder. Salih Bozok bu emire pek bir anlam veremese de kapıda ki nöbetçilere kadar herkesin tembihler. Gazi paşa sık sık Bozok’a bırakılan bir şey olup olmadığını sormakta ve her defasında olumsuz cevap alınca da yüzü asılmaktadır. İlk bahar da Atatürk ve mahiyeti İstanbul’a gelerek Dolmabahçe sarayına yerleşmiştir. Buradan sonrasını Salih Bozok şöyle yazmıştır. Paşa’nın sıkı talimatı üzerine sarayda daimi ve harici çalışan herkesi sıkı sıkıya paşaya iletilecek bir mesaj olursa hemen bana ulaştırmaları konusunda sıkı sıkıya tembihlemiştim. Pek çok çalışan halktan mektupları ve talepleri tomar tomar bana ulaştırıyordu bu mektupların içeriğindeyse genel olarak maddi durumu kötü olan vatandaşların iş aş istekleri oluyordu. Bir gece sabaha karşı kapıda nöbet tutan askerlerden bir tanesi odamın kapısını çaldı. Bir dilencinin paşaya verilmek üzere bir zarf bıraktığını söyledi. Zarfı alıp baktım üzerinde kurt başı şeklinde bir mühür vardı. Vakit çok geç olduğundan Atatürk’ü rahatsız etmek istemedim.
    Atatürk'ün Kadim Türk Teşkilatı İle Gizli BuluşmasıErtesi gün genç öğretmenler Atayı ziyarete gelmişti. Paşa’nın kulağına ona bir dilencinin zarf bıraktığını söyledim. Sessiz olmamı işaret ederek koridora gitmemi istedi. Kendisine öğretmenlerden kibarca izin isteyerek derhal yanıma geldi. Birlikte Atatürk’ün çalışma odasına yürümeye başladık. Yolda bana zarfı kimin ne zaman getirdiğini sordu bende anlattım. Paşa hiddetlenerek niçin gelir gelmez bana ulaştırmadınız diye çıkıştı. Çalışma odasına vardığımız da zarfı açmamı emir buyurdu yavaşça mührü sökerek zarfı açtım içerisinde bir takım semboller olan bir kağıt vardı. Paşa ne yazıyor diye sordu. Okuyamadığımı söyledim. Kağıdı benden alıp çalışma masasına oturdu bir başka kağıda bazı matematik işlemleri yapmaya başladı ardından odadan çıkmamı emretti. Birkaç saat odasından çıkmadı sonra beni tekrar huzuruna çağırttı. Başka bir kağıt uzattı. Kağıtta kaba taslak çizilmiş ancak ince detayları yazı ile belirtilmiş bir pelerin vardı. Bu pelerini acilen yaptırmamı ve bizzat alakadar olmamı söyledi. Bu tamamen siyah parlak ipek manşetli bir pelerindi. Önümüz yaz paşam kışa çok zaman var. Diyebildim. Paşaysa mevsimleri boş ver Salih sen dediğimi yap diye gürledi. Bir süre sonra pelerin hazırlandı ve kendisine teslim ettim. 1.5 Ay kadar sonra Gazi paşanın isteğiyle Florya köşküne gittik. Florya Deniz Köşkü, İstanbul Belediyesi tarafından yaptırılmış ve Osmanlı döneminde Atatürk’e armağan edilmiştir. Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı olan Atatürk, bölgeye son derece fazla ilgi duymakta ve sıklıkla ziyaret etmekteydi. Atatürk burada gündüzleri halkla beraber yüzer sandala biner geceleri de meşhur sofralarını kurup misafirlerine ziyafetler verirdi. 1936 senesinin kavurucu Ağustos ayında paşa çok neşelidir. Başyaver Celal Üner yıllar sonra o günü şöyle anlatacaktır. Paşa sabah erken uyandı. köşkte çalışanlara ve bana sık sık takılıp şakalar yapıyor, kahkahalar atıyordu. Paşa yerli yersiz bir heyecan yaşıyordu. Bu gün için bir kaç ay evvelinden özel olarak hiç bir program veya toplantı yapılmamış gün tamamen boş bırakılmıştı. Herkes bugün ne olacağını merak ediyor, çalışanlar arasında aylardır türlü dedikodular dönüyordu. Bazıları çok önemli bir devlet adamının paşayı ziyaret edeceğini anlatırken. Bazıları da yeni bir milli bayram ilan edileceğinden bahsediyordu. Koskoca Reis-i cumhur gitmiş yerine adeta haşere bir çocuk gelmişti köşke. Akşam olduğunda gazi paşa yemekte rakı istemedi ve adeti olmadığı halde erkenden odasında istirahate çekildi. Koca gün boyunca hiç bir şey olmamıştı ve kimse bu duruma bir anlam veremiyordu. Olayın devamını Salih Bozok şu şekilde nakleder; Gece 03:00 sularında uyuduğum esnada paşanın omuzumu tutarak uyan Salih diye diye fısıldadığını işittim. Çok şaşırmıştım. Daha evvel gazi paşa benim odama hiç bu şekilde gelmemişti. Benden kimseye haber vermememi sadece güvendiğim birkaç kişiyi alarak arabasını hazırlamamı ufak bir gezintiye çıkacağımızı söyledi. Bende Ali ve Celal’i uyandırdım. 3 Tane nöbetçi alarak paşayı kapıda beklemeye başladık. Atatürk’ün aracını celal sürüyordu yanında ben oturuyordum diğer araçta ise Ali ve 3 tane nöbetçi vardı. Az sonra paşa köşkün kapısında elinde askıya asılmış Siyah pelerinle belirdi.

    Atatürk'ün Kadim Türk Teşkilatı İle Gizli Buluşması
    Pelerin buruşmasın diye özel olarak iltimas gösteriyordu.  Arabaya bindikten sonra Dolmabahçe’ye doğru gitmemizi istedi. Paşa yol boyu tek kelime etmedi gergin ve düşünceliydi neler olduğuna bir anlam veremiyorduk. Dolmabahçe’ye yaklaştığımız da Rumeli hisarına doğru devam edin diye direktif verdi. Bir müddet daha gittikten sonra hisara birkaç kilometre uzaklıkta ki ormanlık alanda durmamızı emretti. Tam kapısını açmak için araçtan iniyordum ki eliyle omuzumu tuttu. Bir süre sessiz kaldıktan sonra alçak bir sesle “Padişah Abdülhamid’de vakti zamanında buraya gelmişti.” Dedi ve yine bir süre sustu. Sonrada “Cihanı kim yönetiyor Salih?” diye sordu. Bunun siyasal bir soru olduğunu düşündüm pek anlayamadım. Arkamı dönerek “İngilizler mi paşam?” diye karşılık verdim. Hafifçe gülümseyerek “hayır Salih dünyayı devletler yönetmez. Eski çağlardan beri cemiyetler yönetir.” Dedi. Daha sonra kapısını kendisi açarak elinde peleriniyle araçtan indi, benim oturduğum ön koltuğun kapısını açmayayım diye tutarmışçasına sıkıca tutuyordu. Kesin bir dille kimsenin kendisini takip etmemesini emretti Ve Arkasını dönerek koluna astığı peleriniyle hisara doğru ormana girdi. Arka araçtan yetişen Ali’ye durumu anlattım içine sinmeyerek Nöbetçileri paşanın arkasından gizlice takip etmeleri için gönderdi. 20 Dakika kadar sonra nöbetçiler döndüğünde yüzleri bembeyazdı. Başta Paşayı uzaktan takip etmeye başladıklarını bir süre sonra paşanın gözden kaybolduğunu ve aniden arkalarında belirerek kesin bir emirle geri dönmelerini sert ve sinirli bir şekilde söyleyip nöbetçileri göndermişti. Paşa belli ki Ali’nin tepkisini önceden hesap etmiş ve olasılıkları değerlendirmiş ardından da cephede ki uzmanlığı sayesinde takip edildiğini fark ederek, Askeri bir taktikle nöbetçilerin arkasından dolanmış ve onları gafil avlamıştı. Biz merak içerisinde beklerken 2 saat kadar sonra paşa yine gittiği yoldan geri döndü kapısını açtım. Araca bindikten sonra “Florya’ya dönelim Salih.” Dedi. Rahatlamış görünüyordu. Köşke geri dönünce paşa kahvaltı yaparak tekrar odasına çekildi. Bu sıra dışı hatıratın ardından geriye pek çok soru işareti kalıyor. Bazı yorumcular Atatürk’ün burada gizli bir Türk teşkilatı ile toplantı yaptığını söylüyor, bazılarıysa Atatürk’ün ezoterik bir cemiyete üye olduğunu ve bu tarz başkaca toplantılara da katıldığını öne sürüyor. Bense bu hatıratı okuduktan sonra tam olarak olayı bilmediğim için bir yorum yapmayı farazi buldum. Aklımaysa şu sorular geldi;
    * Atatürk’e iletilen bu zarf belli ki matematiksel kombinasyonlara dayanan şifreler barındıran bir not içeriyordu. Atatürk bu şifreleri çözmeyi nereden biliyordu?
    * Yaz ortasında bu koca Siyah pelerin ne için gerekliydi? Acaba bu yapılacak olan toplantı için özel bir üniformamıydı?
    * Malumunuz olacağı üzere günümüzde siyasiler sıradan halkın arasına girerken yahut ibadet etmek için camiye giderken dahi yüzlerce koruma kendilerine eşlik ediyor. Atatürk gizli bir teşkilatla toplantı yaptıysa yanlarına giderken korumalarını neden geride bırakmıştı? Bu insanlara nasıl oluyordu da bu kadar çok güvenebiliyordu?
    * Rumeli hisarının o dönem ki durumunu biraz araştırdım. Hisar o zamanlar oldukça ormanlık bir alanda doğru düzgün yolu dahi olmayan atıl durumda tenha bir bölgeymiş. Abdülhamid han gibi bir Osmanlı padişahının ve Mustafa Kemal Atatürk gibi cumhuriyetin kurucusu olan Türk tarihinde ki iki önemli ismin burada işi neydi?
    *Gizli bir görüşme gerçekleştirildiyse bu görüşme için neden orası seçilmişti? Ve bu görüşme Rumeli hisarında mı gerçekleşmişti? Yoksa Atatürk hedef saptırmak için hisara dikkat çekmişti de yine o bölgede olan bir başka gizli yapıyamı gitmişti?

Nostradamus’u Gölgede Bırakan Kahin: Shipton ANA

Nostradamus'u Gölgede Bırakan Kahin: Shipton ANA

Shipton ana İngiltere’nin en ünlü kadın kahindir. Çağdaş Nostradamus’tur. Bu kadın kaderi öngörebilme yeteneğine sahipti. Demir gemilerin davetini, Londra’da 1666 yılında gerçekleşen büyük yangını, İspanyol donanmasının yenilişini ve hatta dünyanın sonunu bile öngörebiliyordu. Shipton Ana Ursila Sontheil Henry VII saltanatı zamanında 1488’de doğmuştur. Ailesi hakkında çok az bilgi vardır. Efsaneye göre, Knaresborough’da Nidd nehrin de şiddetli bir fırtınada bir mağaranın içinde doğmuştur. Annesi Agatha daha 15 yaşındayken onu doğurmuştu. Babasının kim olduğu ortaya çıkarılamamıştır. Ona destek olacak ne ailesi ne de arkadaşları vardı. Agatha Ursula’yı o mağara içinde iki yıl boyunca tek başına büyütmüştür. Beverley Abbott’ da yerel bir aile tarafından evlatlık alındı. Agatha bir manastır rahibesi tarafından uzaklara götürülmüştür. Birkaç yıl sonra da kızını bir daha göremeden burada ölmüştür. Ursula, Knareborough çevresinde büyümüştür. Doğası bakımından da görünüşü olarak da bu kız çok farklıdır. Burnu büyük ve eğridir. Sırtı eğik ve bacakları çarpıktır. Dış görünüşü tıpkı bir cadıyı andırmaktadır. Çevresindeki herkes onunla dalga geçiyordu. Günlerinin çoğunu doğduğu mağarada geçiriyor, Ormanda çalışıyordu; henüz 11 yaşındayken bitkiler ve çiçeklerle doğal yollardan içecekler ve zehirler hazırlamayı öğrenmişti. Shipton 24 yaşındayken Tobias adında bir gençle tanıştı ve evlendi Bu genç York şehrinde bir marangozdu. Birkaç yıl sonra Tobias öldü. Geleneksel bitkisel içecekler yaparken Shipton Ana bir başka hediyeye daha sahip olmuştu. Geleceği ön görebiliyordu. İlk başta küçük sezilerle başlamıştı. Ama sonra pratiklerle daha güvenilir olmaya başladı ve bu şekilde güçleri de kuvvetlendi. Knaresborough’un yerel kahini bir cadı olarak biliniyordu. Hayatını geleceği anlatmakla ve kendisine geleceği hakkında soru soranlara uyarı vererek geçirmişti. Uzun bir yaşamdan sonra Nostradamus’tan hemen önce 1561 yılında 73 yaşında ölmüştür. Orta 17. Yüzyıldan itibaren elliden fazla düzenlemeyle Shipton Ana hakkında kitaplar ve onun kehanetleri vardır. Onu anlatan bazı meallerde hayat hikayesi önemli ölçüde detaylandırılmıştır.

Nostradamus'u Gölgede Bırakan Kahin: Shipton ANA

En eski müşterilerinden birisi olarak anlatılan Joanne Wallwe Shipton Ana’nın söylediklerini kayda aldıklarını söylemiştir. Bundan sonra doksan dört yaşında ölmüştür. Bu demektir ki Joanne onu dinlemeye genç bir kızken, bu yaşlı kadın ölmeden 1561 ‘den çok da uzun bir süre önce gitmemiştir. Bu efsane ne kadar doğrudur emin değiliz. Ama emin olduğumuz şudur ki 500 yıl önce Shipton ana adında bir kadının Knaresborough’da yaşadığı ve insanlara geleceğe dair anlattıklarının bir bir gerçekleşiyor olmasıdır. Shipton ananın kehanetleri kitap olarak ilk kez otuz yıl önce yayınlanmıştır. Bu Kehanetleri’nden bazıları şunlardır ;
8. Henry döneminde Katolik Kilisesi’nin dağılışı, Kardinal Wolsey’in düşüşü, Henry’nin oğlu 6.Edward’ ın zamansız ölüşü, Kanlı Mary’nin korkunç saltanatı ve Kraliçe Elizabeth’in İngiltere tahtında yükselişi gibi olaylar’ı yıllar evvelinden kesin bir netlikle bildirmiştir. Shipton ana İngiltere’nin korkulan ve saygı gören kahini olmuştu. Korkuluyordu çünkü yaptığı tahminler bir bir çıkıyor ve geleceğe dair yaptığı kehanetlerde insanlığın sonundan bahsediyordu. Kahinin adı kısık sesle konuşuluyordu, çünkü isminden bahsedilince konuşulan felaketler halkın başına gelecek zannediliyordu. Shipton Ana bir lord olarak bilinmeye başlamıştı. Nostradamus gibi cadıcılık suçundan kaçınmak için, kehanetlerini ayet ve dizelerle yayınlamıştır. 1559’ da yaşlılığında çağlar boyunca tanınıp bilineceği destan niteliğinde bir şiir yayınladı. Shipton Ana’nın kehanetlerinden oluşan ender koleksiyon Mitchell Kütüphanesi’ nden kaçırmayı ve kopyalamayı başaran bir kadın tarafından bulundu. Orjinalleri bir odada kilitli bir şekilde halk tarafından görülmesi uygun olmayan pek çok diğer kahinin kehanetleri ile birlikte tutulmuştur.
Shipton Ana’nın şiirsel kehanetlerinden birkaç açıklamayı sizlere özetliyorum;

Nostradamus'u Gölgede Bırakan Kahin: Shipton ANA
– Sonra Dünya’nın tersi olur ve ağacın kökünde altın bulunur. Tüm İngiltere’nin topraklarını süren oğulları, elindeki Kitapla görülemeyecek. Zavallı şimdi büyük bir bilgeliğe sahip olacak Kocaman evlerin çok uzaklara düştüğü her yer kar ve dolu ile kaplanıyor.
– O adamla beraber Matbaanın gelmesi ve kitapların dağılımı, o kadının döneminde nadir olması sebebiyle çok masraflıdır. Fakirler için bile bilgi ve aydınlanma çağını müjdeliyor. Fakat bu aynı zamanda kitlesel göçe kanlı şehirlere doğru yol açıyor. Kırsal alanlar terkediliyor.
-Tepelerin arasında gururlu bir adam gezecek, Ne bir at, ne bir eşek yanında olmayacak, İnsanlar suyun altında yürüyecek, uyuyacaklar, konuşacaklar, Ve insanlık havada görülecek, Beyazda ve siyahta ve hatta yeşilde.
-Bir büyük adam, gelip ve gidecek, Kehanetin açıklanması için, Sularda demir yüzecek, tahta kadar kolayca, Altın derelerde ve taşlarda akacak, Henüz bilinmeyen topraklarda, (ABD)
-İngiltere bir yahudiyi kabul edecek, (Başbakan Disraeli) Yahudi bir zamanlar küçümsenirken, Hıristiyan olacak doğduğunda, Camların evi gelecek ve geçecek, İngiltere´de ama yazık çok yazık, Bu işleri bir savaş izleyecek, Orada Pagan ve Türk oturduğu zaman,
-Bu ülkeler şiddetli bir çekişme yaşayacaklar ,Birbirlerinin yaşamlarını almaya çalışacaklar, Böylece kuzey güneye bölünecek, Kartal, aslanın ağzında, Vergi, kan ve zalim bir savaş, Girecek her mütevazı kapıdan,
-Bir maymun eksik yılda ortaya çıkacak, (AIDS) Tüm kadınlar korku içinde olacaklar, Ve Adem´ler tartışacak, Ve Roma inancı kökleşecek, Ve İngiltere oradan oraya dönecek,
-Gök gürültüsü dünyayı sallayacak, Şimşekler gökleri yırtacak, Dünyayı su dolduracak ve ateş işini yapacak,
-Hoş ve güneşli Fransa´da üç kez, Kan dansı oyununa öncü alacak, Halk özgür olmadan evvel, Üç zalim yöneticiyi o görecek, (Robespierre-Napolyon-Petain) Üç kez halkın kendisi yönetecek, (Fransa´da üç cumhuriyet) Üç kez halkın umutları yok olacak, Üç yönetici başarılıyken, Her baharda farklı hanedanlar, şiddetli geçimsizlik olduğu zamanlarda, İngiltere ve Fransa bir olacaklar, (I. ve II. Dünya Savaşları)
-Sular aktığında, orada mısırlar büyüyecek, Evler vadilerin altında görünecek, Kar ve dolu onları örtecek, Beyaz siyah olacak ve griye dönüşecek, Ve hoş kadın üç kez evlenecek,
-İngiliz zeytini sırası gelince bükülecek, Alman şarabıyla evlendiğinde, İnsan akıntıların altında yürüyecek, Onlar harika rüyalar görecekler O harika günler çok uzakta değil, (20. Yüzyıl) Kadın benimseyecek bir çılgınlığı, erkek gibi giyenecek, pantalon giyecek, saçlarını kesip bukle yaptığında, Onlar bacakları ayrılmış gezecekler, Kasları pirinçle kaplı, Büyücüler gibi şimdi süpürge sopasındalar,

Nostradamus'u Gölgede Bırakan Kahin: Shipton ANA
-Ve kükreyen canavarlar insanın üstündeyken, (Uçaklar) Yeşil mısırları yiyor görünürlerken, ve insan kuşlar gibi uçtuğunda, at ve saban uzaklaştırıldığında, (Tarım) Orada herkesin göreceği bir işaret olacak, emin olun bu çok doğal olacak, Aşk ölecek ve evlilik sona erecek, (Beraber yaşamak) Ve uluslar azalacak, bebekler azalırken,
-Ve kadınlar köpek ile kedileri okşayacaklar, insan yaşayacak aynen domuzlar gibi, Ondokuz yüz ve yirmialtı, (1926-II. Büyük Savaş öncesi) Evleri saman ve sopalardan yapılmış, Büyük savaşlar planlanacak bunun için, Ateş ve kılıç ülkeleri silecek.
-Resimler canlı gibi ve özgürce hareket ederken, (Sinema-Tv) Tekneler bir balık gibi denizin altında yüzecek, İnsanlar kuşlar gibi göklerde olacaklar,
Bundan sonrası iki büyük savaşla veya gelecekle ilgili olabilir.
Joanne Velwe’nin kayıt altına alarak halktan sakladığı önemli kehanetler ise ekseriyetle günümüze ait kehanetlerdir.
-Tüm dünya kanla ıslanacak ve ölecek, O, yüzyılın içersinde yaşadığı için, korkuyla titreyecek, Kaçacak dağlara ve mağaralara, Bataklığa, ormana ve vahşi çamura, Fırtınalar ve okyanuslar kükreyecek, büyük melek denizde ve kıyıda durduğunda, Ve o üfleyecek görkemli boynuzunu, Eski ülkeler ölecek, yenileri doğacak, Kızgın canavar göklerden geçecek, Altı kez, dünya ölmeden evvel, İnsanoğlu titreyip korkacak, Altıncı Haberci. bu kehanet için geldiğinde
– İnsanlar kendilerini mutlu ve güvende sandıklarında dev kulelerde doğadan koptuklarında, Felaket çekirge sürüsü gibi gelecek sinsi ve tehlikeli insandan insana geçecek. Sonra kuleler yıkılacak başkentler dağılacak. İnsanlık karın güneşte eridiği gibi hızla eriyip azalacak. Kalanlarsa bir gün daha nefes alabilmek için dağlara ormanlara saklanacak ancak sayıları çok az olacak.

Yatak Odasından Başka Bir Boyuta Portal Açan Adam

Yatak Odasından Başka Bir Boyuta Portal Açan Adam

Geçenlerde internette yayınlanan bir video heyecan yaratığı kadar  tartışmalara da neden oldu . Videoda bir adam yatak odasında başka bir boyuta  açılan portal oluşturduğunu söylüyor ve bunu çektiği videoda gösteriyordu. Birçoğu, videonun bir aldatmacadan başka bir şey olmadığını söylerken , en ufak bir ihtimali bile değerlendiren diğer şüpheci sesler, çok küçük bir ihtimal de olsa bunun doğru olabileceğine  inanmaktadır.

Devamını oku