ÇERNOBİL MUTAT ZOMBİLERİ

ÇERNOBİL MUTAT ZOMBİLERİ

İnsanoğlu, 26 Nisan 1986 tarihinde yaşayabileceği en büyük felaketlerden bir tanesini yaşadı. O zamanlar SSCB’nin bir parçası olan ve şimdi Ukrayna’nın sınırları içerisinde yer alan Kiev’in Çernobil kentindeki nükleer güç reaktörünün 4. ünitesinde bir patlama meydana gelmiş, dünya ise bu olayı 30 Nisan 1986’da öğrenmişti. Etkilerinin günümüzde devam ettiği Çernobil felaketinin oluşmasına sebep olan süreci … Devamını oku

Marmara Denizi Canavarı

Marmara Denizi Canavarı

Marmara denizi canavarına tarihi kayıtlarda ilk olarak 1870lerde Osmanlı gazete ve mecmuaların da rastlanır.
Marmara Denizi Canavarı
Bizans’tan kalma bazı kabartmalarda da canavar tasvirleri yapılmışsa da bu konuda net bir inceleme yapılmadığından kabartmaların neyi temsil ettiği bilinmemektedir. Ayrıca günümüze kadar ulaşan Fener Rum patrikhanesinde ki Bizans arşivleri de bu konuda araştırılmamıştır. Osmanlı dönemi basın yayın organları Yalova ve Marmara adasında yeni gömülen cenazelerin mezarlar kazılarak alındıklarını sıkça yazmış hatta bunun büyücülerin, hortlakların, yahut cadıların işleri olduğuna dair söylentilere yer vermiştir. Bir süre sonraysa özellikle Marmara adasında ahaliden bazı kimseler deniz kenarında ki mezarlıkta tek gözlü 22 arşın boyunda yılan benzeri bir serhanın kafasından kavradığı bir cenazeyi denize sürüklediğini anlatmıştır. Erken Bizans dönemin de adı Prokonnesos olan ada 13. yüzyıl başlarında Marmara adası olarak anılmaya başlanmıştır. 15. yüzyıl içinde Ada yönetimini ellerine geçiren Türkler dile kolay geldiği için Marmara adını kullanmışlar ve bu isim zamanımıza dek süregelmiştir. Marmara Adasında Türklük ve İslamlığın eski dönemlere kadar uzandığını belgeleyen mezar taşlarına rastlanmaktadır. Osmanlı yönetimi esnasında Marmara Adası uzun süre çevrenin en önemli ilçesi durumundaydı.  Marmara Adasını ilk ve son ziyaret eden son Osmanlı Sultanı Abdülaziz’dir. Marmara Adası’nın kuzeyinde Saraylar beldesi çevresinde bulunan antik mermer ocakları ile ünlü bu şehirde antik çağdan günümüze kadar mermerin hammadde olarak çıkarıldığı görülür. MÖ 844 yıllarında Prokennesos Miletos’un bir kolonisi olarak kurulmuş yüzyıllar boyunca mermeri ile ün kazanmıştır. Prokonnesos mermeri MÖ 4. yüzyılda Ephesos’un ünlü Artemis Tapınağı’nın sütunlarında ve Hlikarnessosos Satrapı Mausolos’un sarayında kullanılmıştır. Ayrıca Roma İmparatorunun mermer ihtiyacını karşılamada Prokonnesos önemli bir rol oynamıştır. I. Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda Marmara adası çeşitli ulusların bayraklarını taşıyan daimi uğrak yeriydi. Marmara Adasında ilk kez telgraf 25 Ekim 1911’de, telefon ise 1914’te girmiştir. İlk buharlı motor ise 1912’de Mermercik’deki ermer fabrikasının kurulmasıyla gelmiştir. Ada nüfusunun çoğunluğunu Rum kökenli yurttaşlar oluştururdu. Ancak zamanın devletleri arasındaki siyasi gelişmelerden dolayı gerek adadan dışarıya gerekse dışarıdan adaya göçler dolayısıyla nüfus sürekli olarak değişiklik göstermiştir. Zamanın resmi istatistiklerine göre 15.400’e ulaşan ada nüfusunun gayrimüslim halkı 1915 senesinde Osmanlı Hükümetince Anadolu’ya yani Bandırma, Kirmastı, Karacabey ve bu çevredeki diğer köylere yerleştirilmiştir. Bu göçmenlerin bir kısmı 1919’da Ada’ya geri dönmüşlerdir.

Marmara Denizi Canavarı
Ada’nın hızlı nüfus dönüşümlerine rağmen yeni gelen halk hızla adapte olarak günümüze kadar ada kültürünü muhafaza etmişlerdir. Canavara dair ada halkının inancı günümüze kadar devam etmiştir. 1930 larda Marmara adasında deniz kenarın da bulunan top ağaç ve saraylar mezarlıklarından yeni gömülen cenazelerin kaybolması üzerine söylentiler ayyuka çıkmış, 1935 senesin de ise balıkçılar tarafından 2 canavar yakalanmıştır.  1. Nisan 1935 tarihli Cumhuriyet gazetesi bu canavarları haberleştirip resimlemiştir. Yakalanan tek gözlü dev ağızlı 60 ile 120 cm boyun da dişleri olan bu iki canlının bir tanesi 7.5 metre diğeri ise 9.5 metre boyundadır ve daha evvel literatüre geçmemiş yeni bir canlı türüdür. Ancak deniz bilimciler bu yeni türün sadece denizde yaşayıp amfibik olmadıklarını yani karaya çıkamayacaklarını söylemişlerdir. Yani mezarlıklarda yaşanan ve halkın gözlemlediği canavarların bunlar olamayacakları açık şekilde ortaya konmuştur. Yine de bu durum denizlerde halen bilmediğimiz pek çok canlı türü olduğunun açık bir kanıtı niteliğindedir. Marmara denizi canavarına dair en çok bilinen tanıklık 1970 lerde iki balıkçının başından geçen olaydır. Gecenin bir yarısı teknelerini limana bağlayan iki balıkçı, Anadol pikaplarına atlayıp evlerinin yolunu tutmuşlar. Yol mezarlığın yanından geçiyormuş. Arabayı süren bu mezarlıktan korktuğu için dualar ediyor. Diğeri batıl korkuları olmadığından arkadaşıyla dalga geçiyormuş. Bu sırada şoför aniden firene asılır. Çünkü ince bir ağaç enlemesine yola devrilidir. Şoför ’Ben hayatta inmem’ der. Diğeri babayiğit bir adammış, ’Ben tek başıma hallederim’ diyerek araçtan çıkar. Gece karanlığında ince uzun ağaca bakıp: ’Kavak ağacı galiba’ diye geçirir aklından. Yaklaşıp ağacın gövdesine sarılıp da ağacın kabuğunun yumuşak olduğunu ve kımıl kımıl hareket ettiğini hissedince babayiğitlik filan kalmaz aynen tabanları yağlar. Arkadaşını dikkatle izleyen şoför ağacın hareketlendiğini ve yukarı doğru kalktığını görünce, karşısındakinin ağaç değil de 10 – 20 metre boyunda dev bir yılan olduğunu fark eder. Yılan başını kazdığı mezardan çıkarınca şöför dehşete düşer. Allahtan karnını mezarda doyurduğu için canavar ne şoföre ne de arkadaşına saldırmaz. Denize doğru hızlıca sürünür ve gözden kaybolur. İki arkadaş perişan halde köylerine döner. Sonradan köyün yaşlılarından yılanın Marmara denizinde yaşayan ve denize yakın mezarlardaki, yeni gömülen ölüleri yiyerek yaşayan bir canavar olduğunu öğrenirler. Anlattıklarına göre daha önceleri yılanın çok aç kaldığında balıkçı teknelerine dahi saldırdığı olurmuş. O zamanlarda Yalova ve Kumla’da da ortaya çıkarmış. Marmara Canavarı’yla karşılaşan herkes söz birliği etmişçesine yılanın bir kavak ağacı boyu ve eninde olduğunu söylemektedir.
Marmara Denizi Canavarı

Bir başka olayda 1990 senesin de Marmara adasında büyüyüp İstanbul’a yerleşen birinin başından geçmiş bir olay daha var. Gündüz vakti yaşandığından tanık canlıyı net şekilde teşhir etmiştir. Tanık ailesini ziyaret etmek üzere Marmara adasına gider. İnancı gereği saraylar mezarlığında bulunan dedesinin mezarını ziyaret etmek üzere öğle saatlerin de mezarlığa gider. Dedesinin mezarı başında dua ettiği sırada 40 – 50 metre ötesin de ki mezarların arasından bir şey geçtiğini görür kafasını kaldırıp biraz daha dikkatlice baktığında 15 metre boyunda simsiyah yılana benzeyen ancak tek gözü timsah gibi uzun bir ağızı ve önde iki küçük ayağı olan dev bir canlının sürünme yürüme karışımı bir hareket tarzıyla hızla denize doğru ilerlediğini anlar. Korkmasına rağmen mesafeyi koruyarak izlemeye başlar bu arada deniz de sahile yakın bir konumda bulunan balıkçılarda ağaçların altından açığa çıkan canavarı fark eder. Canavar daha sonra Marmara denizinin soğuk ve karanlık sularına dalarak hızla gözden kaybolur. 2000li yıllarda yerel araştırmacılar konuya ilgi duymuş Marmara adası sakinleri ile bir düzine görüşme gerçekleştirmişlerdir. Yapılan görüşmeler neticesinde ada da 250 – 300 kişinin Marmara denizi canavarı veya adalıların verdiği adla Marmara denizi yılanını gördüklerini söylemiş hepsi de canlının görünüşünü aşağı yukarı aynı şekil de tasvir etmiştir. Hatta adada bulunan iki mezarlıkta deniz kenarında olduğundan evvelden yakınları ölenler defin işlemini mezarlığın karaya en yakın kısmına yapmışlar bu sebeple de mezarlığın deniz kenarında ki kısımları nispeten daha boş kalmıştır.  Araştırmacılara göre bu yaratık bölgeye has amfibi bir tür deniz yırtıcısı balıkların hızlı göç hareketleri neticesinde bazı dönemlerde besin kaynakları azalınca da karaya çıkıp yeni defnedilmiş taze cenazelerle besleniyor. Gerçekten de hem Marmara adasında hem de Yalova da denize yakın bulunan mezarlıklarda pek çok kayıp cenaze vakası vardır. Nitekim ada gibi küçük bir yerde sıradan insanların cenazelerinin ortadan kaybolması normal bir şey değildir. Adada bulunan 2 müslüman mezarlığı topağaç ve saraylar mezarlıkları tarihleri oldukça eski olmalarına rağmen 2001 senesinde bilgisayarla kayıt sistemine geçmiştir. Bu sebeple de bundan evvel kaybolan cenazeler kayıtlara geçmemiştir. İstanbul’un Tuzla ilçesinde de zaman zaman canavar gözlemleri yapılmış ve ihbar edilmiştir. Bu gözlemleri yapanların büyük çoğunluğu ise balıkçılardır. Balıkçıların anlattıklarına göre 2002 senesin de bir balıkçı teknesi geceden attığı ağları toplamak üzere limandan ayrılır. Açılmadan evvel bir süre düşük hızla sahile paralel bir rota izler. Bu sıradan güvertede çay içmekte olan birisi sahilde tepede ağaçlık alanda bulunan bölgede simsiyah bir şeyin hareketsiz yatmakta olduğunu görür. Hemen arkadaşlarına ve kaptana da gösterir. Kaptan dürbünle baktığında bunu anakonda tarzı dev bir yılan zanneder. Meraklarına yenik düşerek biraz daha sahile yaklaşırlar. Bu sırada canlı aniden hareketlenir ve onlara doğru ilerlemeye başlar. Bu canlı yılan gibi görünmesine rağmen timsah gibi uzun bir ağızı ve tek gözü vardır.

Marmara Denizi Canavarı
Yaratık suya girer ve deniz yüzeyinde kıvrıla kıvrıla balıkçı teknesine doğru yüzmeye başlar. Tüm gemi tayfası güverteye üşüşür ve bu duruma şahit olur. Nihayet geminin 5 metre kadar yanına geldikten sonra aniden suyun derinliklerine dalar ve gözden kaybolur. Yine Tuzla’da bir şantiye çalışanı inşaat sahasında çalışırken sahanın 100 metre ilerisin de devasa bir şey fark eder başta bunu bir tür boru zanneder. Hatta içten içe işçilere malzemeyi sağa sola attığı için kızar da ne olduğunu anlamak için o tarafa doğru yürümeye başlar yakınlaştıkça görüntüde netleşir. Oda başlarda bunu bir çeşit yılan zanneder ancak canlı yaklaşan kişiyi fark edince dönüp bakar. Adam tek gözlü timsah ağızlı bu dev canavarı görünce irkilir. Korkuyla hızla depoya doğru kaçar. Daha sonra yanına gelen diğer işçilere olayı anlatır kazma küreklerle hep birlikte çıkıp etrafı kontrol ederler ancak canavardan bir iz yoktur. Yıllarca yapılmış bunca gözleme, görgü tanığına ve hadiseye rağmen ne yazık ki Marmara denizi canavarı konusu bir türlü bilimsel olarak profesyonellerce araştırılmamıştır. Bu yüzdende bu canlının ne olduğu ortaya çıkartılamamış ve bilimsel olarak kalmıştır. Geçen uzun yıllara baktığımızda bu varlık çok uzun ömürlü değilse muhtemelen eş edinip neslini devam ettirmektedir. Bu da tek bir canavar değil daha fazla olduğu anlamına gelmektedir. Ayrıca canavar neden aç kaldığında yüzen insanlara saldırmak yerine yeni ölen cenazeleri hedef seçmektedir. Acaba leşçil bir türmüdür? Bu ve bunun gibi cevapsız kalan pek çok soruyla birlikte Marmara denizi canavarı belki de halen Marmara denizinin soğuk ve karanlık derinliklerinde yaşamını devam ettirmektedir.

3.Dünya Savaşı Ne Zaman Başlayacak?

3.Dünya Savaşı Ne Zaman Başlayacak?

5000 Yıllık yazılı insanlık tarihin de insan oğlunun savaşsız geçirdiği yıl sadece 257 senedir. Buda demek oluyor ki savaşlar çıkartmak, yok etmek insanların genlerinde var. Dünya savaş tarihine hızlıca bir göz attığımızda savaşların başlıca sebeplerinin, Din, toprak ve kaynak olduğu açık şekilde görülmektedir. Tarih sahnesine çıkmış pek çok büyük komutan, harp sanatını icra etmelerine rağmen savaşlar hakkında söyledikleri sözler oldukça ironiktir.

3.Dünya Savaşı Ne Zaman Başlayacak?
Barışta oğullar babalarını, savaşta da babalar oğullarını gömerler. Lidya Kralı Krezüs
Savaşı kazanacak kadar kuvvetli, savaştan kaçacak kadar akıllı olmalıyız. Çünkü savaş intihar etmekten bile daha delicedir. Eski Amerikan Başkanı Lyndon B. Johnson
Savaşta ahlak olmaz. Napolyon Bonaparte
Savaş insanları toplu katliamlara sürükleyen bir cinnet halidir. Gazi M.K. Atatürk
Yurtta Sulh Cihanda Sulh! Gazi M.K. Atatürk
Savaş, hiledir, hileden ibarettir. Hz Muhammed (S.A.V.)

1900’lerin başlarına kadar çıkan savaşlar teknolojik ulaşım zorluklarının da etkisi ile yerel olarak kalmış ve verdiği zararlar göreceli olarak sınırlı olmuştur. 1900’lerin ilk çeyreğin de ise Fransa, İngiltere, Rusya ve İtalya’nın başını çektiği itilaf devletleri ile Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan ve Osmanlı İmparatorluğu’nu kapsayan ittifak devletleri arasında Dünyanın o güne kadar görmüş olduğu en yıkıcı çatışma olan 1. Dünya savaşı patlak verdi. 4. Yıl süren savaş 40 milyon kişinin canına mal oldu. Birkaç on yıl sonra 1 ekim 1939’da Almanya’nın Polonya’yı işgaliyle 2. Dünya savaşı patlak verdi. Almanya işgal ettiği her yerde Yahudileri toplayıp öldürüyordu. Bu aynı zamanda dünya tarihinde bir ırka karşı başlatılan en geniş kapsamlı kitle imha hareketiydi. İlk savaştan geçen kısa süreye rağmen teknoloji çok hızlı gelişerek çok daha korkunç savaş silahlarının üretilmesine olanak sağlamıştı. Öte yandan Almanlar’ın yeni ve daha yıkıcı silahlar üretmek için yaptıkları arge çalışmaları günümüz silikon tabanlı teknolojinin temellerini atmış, roket motorları uzaya çıkmamızı sağlamış, kamplarda Mengele gibi doktorların esirler üzerinde yaptıkları deneyler neticesinde pek çok hastalık detaylı olarak tespit edilmiş ve tıp savaştan günümüze kadar adeta bu sayede çağ atlamıştır. 9 Mayıs 1945’de Almanya’nın koşulsuz teslim oluşuyla 2. Dünya savaşı sona ermiştir. Bu savaş 65 Milyon kişinin ölümüne sebep olmuştur. Okullarda bu iki büyük savaşın sebepleri Avrupa’da yükselen milliyetçi akım, silahlanma yarışı ve daha fazla kaynak arayışı olarak öğretilmekte tarihte de böyle yazmaktadır. Tarihi kayıtlarda savaşların başlangıç sebepleri o denli saçmadır ki günümüz tarihçileri dahi bunları açıklamakta imtiza eder. İlk savaş Avusturya-Macaristan veliahtı Arşidük Ferdinand’ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi 2. Savaşsa Almanya’nın Polonya’yı işgal etmesi sebebiyle çıktığı tarihi vesikalara geçmiştir. Oysa gerçekler yazılmasa da gerçek olarak kalmayı sürdürür ve su götürmez delillere dayanır. Özellikle 2. Dünya savaşını incelersek bu şaibeli tarih adı altında yutturulan yalanların gerçek yüzünü kolayca anlarız. M.Ö. 586 senesinde kurulan Siyonizm Yahudileri vaat edilmiş topraklara yerleştirmeyi amaçlar. Tarihi pek çok dinden bile daha eski olan bu tarikan dünya üzerinde ki tüm paranın ve devletlerin kontrolünü ellerine tutmaktadır. Bunun anlamıysa savaşlara onların karar verdiğidir. Vaat edilmiş topraklara Yahudileri yerleştirmek adına harekete geçen siyonizm ilk olarak Osmanlı idaresinde ki Kudüs’ü satın almak istedi. Fakat Sultan Abdülhamid’in “Kanla alınmış topraklar parayla satılmaz.” Diyerek teklifi ret etmiş ve tüm diplomatik kanalları kapatmıştır. Elbete ki Siyonistler vaz geçmemiştir. 1. Dünya savaşı ile Osmanlı’yı lav ettiler. Akabinde İngiliz kuklası olarak kurulan Arap devletlerinden Kudüs ve civarında toprak satın aldılar. Ancak bir sorun vardı. Avrupa’da işleri yolunda olan Yahudiler Kudüs’e yerleşmek istemiyordu.

3.Dünya Savaşı Ne Zaman Başlayacak?
İşte bu sebeple Yahudiler Rothschild ailesi önderliğinde Alman devletini ve önemli silah sanayi kuruluşlarını finanse etmiş hatta hibe krediler vermişlerdir Bunun üzerine Almanya tarihin gördüğü en büyük mekanize orduyu kurarak tüm Avrupa’da bir Yahudi avı başlatmışlardır. Kaçıp kurtulan Yahudilerse tahmin edebileceğiniz gibi bedava ev ve arazi verilen Kudüs’ün yolunu tutmuşlardır. Nihayet savaşın bitiminden 3 sene sonra 14 mayıs 1948’de İsrail resmen kurulmuştur. Yine de vaat edilmiş toprakların tamamına henüz halen sahip olunamamıştır. 2. Dünya savaşının ardından dünya belki de binlerce yılda yaşayacağı teknolojik gelişimi 50 sene içerisinde yaşamış ayrıca dünya nüfusu da hiç olmadığı kadar artmıştır. Hal böyle olunca da artık savaşların şekli ve yapısı değişmiştir. Yeni silahlar çok etkili ve hassas olmasına rağmen artık büyük devletler savaşları istihbarat ve ekonomik güçle sürdürmektedirler. Hedef ülkeye yapılan çeşitli ambargoların ardından sıkışan ekonomiyle bunalan halkın arasına uzman istihbarat elemanları salınarak halklar kutuplaştırılır ve çeşitli gruplar, örgütler adı altında iyice bölünme sağlanarak çatışma ortamı hazırlanır. Her taraf ülke bir grubu siyasi askeri ve ekonomik açıdan destekler ve çatışma başlar. Ancak hami olan büyük devletler asla direkt olarak karşı karşıya gelmezler. Bunun en güzel örneğini günümüz Suriye ve Irak’ında açık şekilde görmekteyiz. Ayrıca İsrail sınırları dışında kalan ancak Vaat edilmiş topraklar olarak görülen ve Türkiye’nin doğusunu da kapsayan bölgede çatışmaların asla durmadığı da büyük bir gerçektir. 3. Dünya savaşı şu ana kadar sıkça eşiğine gelinmiş olmasına rağmen başlamamıştır. Daha evvel komünizm ve kapitalizm adı altında Sovyet Rusya ve Amerika sıkça karşı karşıya gelmiş her defasında savaşın eşiğinden dönülmüştür.

İki ülke arasında durum bugün de pek farklı değildir. Ara ara tansiyon ciddi şekilde artmakta ve iki ülkenin tarihten gelen dirsek teması stabil olmayan bir şekilde sürmektedir. Günümüz de sahne de Çin gibi büyük bir aktör daha vardır. 3. Dünya Savaşının tarafları aşağı yukarı bellidir.

Amerika:
Aktif Askeri Personel Sayısı: 1.281.900
Toplam Askeri Personel Sayısı: 2.083.100
Savunma Bütçesi: 647.000.000.000$
Uçak Sayısı: 4.792
Helikopteri Sayısı: 973
Tank Sayısı: 5.884
Zırhlı Savaş Aracı: 38.822
Uçak Gemisi Sayısı: 20
Denizaltı Sayısı: 66
Diğer Savaş Gemileri: 1.139

Fransa:
Aktif Askeri Personel Sayısı: 210.000
Toplam Askeri Personel Sayısı: 814.000
Savunma Bütçesi: 35.750.000.000$
Uçak Sayısı: 941
Helikopteri Sayısı: 714
Tank Sayısı: 740
Zırhlı Savaş Aracı: 6.982
Uçak Gemisi Sayısı: 4
Denizaltı Sayısı: 11
Diğer Savaş Gemileri: 424

Almanya:
Aktif Askeri Personel Sayısı: 185.000
Toplam Askeri Personel Sayısı: 612.000
Savunma Bütçesi: 36.700.000.000$
Uçak Sayısı: 506
Helikopteri Sayısı: 432
Tank Sayısı: 722
Zırhlı Savaş Aracı: 6.012
Uçak Gemisi Sayısı: 0
Denizaltı Sayısı: 7
Diğer Savaş Gemileri: 241

İngiltere:
Aktif Askeri Personel Sayısı: 624.000
Toplam Askeri Personel Sayısı: 1.511.000
Savunma Bütçesi: 112.300.000.000$
Uçak Sayısı: 1.741
Helikopteri Sayısı: 962
Tank Sayısı: 1.133
Zırhlı Savaş Aracı: 5.139
Uçak Gemisi Sayısı: 2
Denizaltı Sayısı: 10
Diğer Savaş Gemileri: 614

Rusya:
Aktif Askeri Personel Sayısı: 1.013.628
Toplam Askeri Personel Sayısı: 3.586.128
Savunma Bütçesi: 147.000.000.000$
Uçak Sayısı: 2.234
Helikopteri Sayısı: 511
Tank Sayısı: 2.300
Zırhlı Savaş Aracı: 27.400
Uçak Gemisi Sayısı: 1
Denizaltı Sayısı: 62
Diğer Savaş Gemileri: 741

Çin:
Aktif Askeri Personel Sayısı: 1.963.711
Toplam Askeri Personel Sayısı: 6.341.547
Savunma Bütçesi: 391.000.000.000$
Uçak Sayısı: 2.487
Helikopteri Sayısı: 1.103
Tank Sayısı: 5.961
Zırhlı Savaş Aracı: 33.500
Uçak Gemisi Sayısı: 7
Denizaltı Sayısı: 54
Diğer Savaş Gemileri: 1.319

İran:
Aktif Askeri Personel Sayısı: 534.000
Toplam Askeri Personel Sayısı: 984.000
Savunma Bütçesi: 18.000.000.000$
Uçak Sayısı: 477
Helikopteri Sayısı: 318
Tank Sayısı: 1.616
Zırhlı Savaş Aracı: 3.975
Uçak Gemisi Sayısı: –
Denizaltı Sayısı: 8
Diğer Savaş Gemileri: 390

Kuzey Kore:
Aktif Askeri Personel Sayısı: 1.100.000
Toplam Askeri Personel Sayısı: 6.104.000
Savunma Bütçesi: 9.000.000.000$
Uçak Sayısı: 910
Helikopteri Sayısı: 260
Tank Sayısı: 4.200
Zırhlı Savaş Aracı: 6.774
Uçak Gemisi Sayısı: –
Denizaltı Sayısı: 70
Diğer Savaş Gemileri: 714

İttifakların toplam güçleri ise şu şekilde olacaktır;
Amerika, Almanya, Fransa, İngiltere ittifakının

Aktif Askeri Personel Sayısı: 2.300.900
Toplam Askeri Personel Sayısı: 5.020.100
Savunma Bütçesi: 1.461.360.000.000$
Uçak Sayısı: 7.980
Helikopteri Sayısı: 3.081
Tank Sayısı: 8.479
Zırhlı Savaş Aracı: 56.955
Uçak Gemisi Sayısı: 26
Denizaltı Sayısı: 94
Diğer Savaş Gemileri: 2418

Rusya, Çin, İran, Kuzey Kore ittifakının;

Aktif Askeri Personel Sayısı: 4.611.339
Toplam Askeri Personel Sayısı: 17.015.675
Savunma Bütçesi: 565.000.000.000$
Uçak Sayısı: 6.108
Helikopteri Sayısı: 2.192
Tank Sayısı: 14.077
Zırhlı Savaş Aracı: 71.649
Uçak Gemisi Sayısı: 8
Denizaltı Sayısı: 194
Diğer Savaş Gemileri: 3.164

Bir de ülkemizin durumuna göz atalım;

Aktif Askeri Personel Sayısı: 612.900
Toplam Askeri Personel Sayısı: 1.112.341
Savunma Bütçesi: 48.000.000.000$
Uçak Sayısı: 1.512
Helikopteri Sayısı: 570
Tank Sayısı: 4.460
Zırhlı Savaş Aracı: 7.133
Uçak Gemisi Sayısı: –
Denizaltı Sayısı: 12
Diğer Savaş Gemileri: 647

3.Dünya Savaşı Ne Zaman Başlayacak?
Türkiye böyle bir savaşta elinden geldiğince tarafsızlığını koruyacaktır. Ancak her iki ittifakta Türkiye’yi kendi tarafında savaşa sokmak isteyecektir. Nitekim hem coğrafi konumu hem de askeri gücü hasebiyle savaşın sonuçlarında büyük etkisi olacak bir ülkedir. CIA Türkiye ofisinin hazırladığı rapora göre olası bir savaş durumunda Türkiye seferberlik ilanı ile 24 milyon kişilik bir ordu kurup donatacak kapasiteye sahiptir. Ayrıca raporda dikkat çeken bir başka hususta Türkiye’nin tarihi, milli, dini bağlarının bulunduğu Endonezya, Pakistan, Türkmenistan, Azerbaycan gibi pek çok ülkeden ciddi şekilde askeri ve maddi destek göreceğine yer verilmiştir. Rakamlara bakıldığında böylesine bir savaşın etkileri daha önce görülmemiş kadar büyük olacağı aşikardır. Komple teorileri bilimsel dayanakları olduğu sürece saygındır. 3. Dünya savaşı hakkında yapılmış çoğu teoride delinin birini nükleer füze atar savaşı başlatır gibi şeyler duymak mümkündür ancak bunlar son derece asparagastır. Peki şimdiye değin 3. Dünya savaşı neden çıkmamıştır? Bu sorunun 3 cevabı var. 1. Sebebi ekonomiktir. Amerika dahil ülkelerin tamamı borç batağında cari açıkla mücadele etmektedir. Savaş sadece silahlarla değil onun arkasında üreten fabrikalar ve devamlı gelen bir mali kaynakla yapılmaktadır. Nitekim Amerika’nın kullandığı bazı uçakların fiyatı 3 milyar dolara kadar çıkmakta atılan bir tane akıllı bomba ise 2 – 3 milyon dolar civarındadır. Günümüzde Çin devasa nüfusunu doyurmak için ihtiyacı olan paranın büyük kısmını ihracattan elde etmektedir. İhracatınınsa %42 sini Amerika’ya %33 nüyse Nato ülkelerine yapmaktadır. Dolayısıyla ülkelerin böyle bir savaşı 3 aydan fazla finanse edebilmeleri mümkün görünmemektedir. 2. Sebebi ise gelişen silah teknolojisidir. Şaşırdığınızın farkındayım. 2. Dünya savaşına dönecek olursak ülkeler sadece hammaddeyi dışarıdan ihraç edip günümüze göre daha analog olan silah sistemlerini tek başlarını bir şekilde üretip savaş sahnesine sürebiliyorlardı. Günümüzde ise yerli olgusu bu karmaşık teknolojik gelişmeler karşısında yok olmuştur. Hele konu silah sistemleri olunca olay daha da karmaşık bir hale gelmektedir. Amerika dahil hiçbir ülke %100 yerli üretim yapamamaktadır. Alt yüklenici diye tabir edilen firmalar çoğu ürünü yurt dışında fason olarak yaptırmaktadır. Örneğin Amerikan Hava Kuvvetlerinin bel kemiğini oluşturan F-22 Raptor Avcı uçaklarının kontrol ve pilot yongası gibi kritik öneme sahip parçaları Çin’de fason üretilip Amerikan menşei vurulmakta. İniş takımları Hindistan’da Fason üretilip Amerikan menşi vurulduktan sonra uçaklara monte edilmektedir. Aynı şekilde Çinlilerin Medarı iftiharı Chengdu J-10 avcı uçaklarının lazer ve güdüm sistemleri Amerika’da fason ürettirilip Çin menşei ile kullanılmaktadır. Rusların Efsanevi Mig ve Su tipi saldırı uçaklarının da pek çok parçası Avrupa’dan temin edilmektedir. Şu durumda bu ülkeler birbirleri ile savaşmaya başladıklarında bu kritik parçalar -ki pek çoğunu üretmek için milyarlarca dolar kaynak ve yıllarca süren ar-ge çalışmaları gerekmektedir. Temini mümkün olamayacağından teknik teçhizatlar kısa sürede devre dışı kalacaktır. 3. Ve en önemli sebepse böyle bir savaşın siyonizmin işine gelmemesidir. Siyonistler istemedikçe hiçbir ülke dünyada tek bir kurşun dahi atamazlar. Dünyanın genel konjonktürüne baktığımızda önümüzde ki 20 sene için böyle bir savaşın söz konusu olması mümkün görülmemektedir.

Nostradamus’u Gölgede Bırakan Kahin: Shipton ANA

Nostradamus'u Gölgede Bırakan Kahin: Shipton ANA

Shipton ana İngiltere’nin en ünlü kadın kahindir. Çağdaş Nostradamus’tur. Bu kadın kaderi öngörebilme yeteneğine sahipti. Demir gemilerin davetini, Londra’da 1666 yılında gerçekleşen büyük yangını, İspanyol donanmasının yenilişini ve hatta dünyanın sonunu bile öngörebiliyordu. Shipton Ana Ursila Sontheil Henry VII saltanatı zamanında 1488’de doğmuştur. Ailesi hakkında çok az bilgi vardır. Efsaneye göre, Knaresborough’da Nidd nehrin de şiddetli bir fırtınada bir mağaranın içinde doğmuştur. Annesi Agatha daha 15 yaşındayken onu doğurmuştu. Babasının kim olduğu ortaya çıkarılamamıştır. Ona destek olacak ne ailesi ne de arkadaşları vardı. Agatha Ursula’yı o mağara içinde iki yıl boyunca tek başına büyütmüştür. Beverley Abbott’ da yerel bir aile tarafından evlatlık alındı. Agatha bir manastır rahibesi tarafından uzaklara götürülmüştür. Birkaç yıl sonra da kızını bir daha göremeden burada ölmüştür. Ursula, Knareborough çevresinde büyümüştür. Doğası bakımından da görünüşü olarak da bu kız çok farklıdır. Burnu büyük ve eğridir. Sırtı eğik ve bacakları çarpıktır. Dış görünüşü tıpkı bir cadıyı andırmaktadır. Çevresindeki herkes onunla dalga geçiyordu. Günlerinin çoğunu doğduğu mağarada geçiriyor, Ormanda çalışıyordu; henüz 11 yaşındayken bitkiler ve çiçeklerle doğal yollardan içecekler ve zehirler hazırlamayı öğrenmişti. Shipton 24 yaşındayken Tobias adında bir gençle tanıştı ve evlendi Bu genç York şehrinde bir marangozdu. Birkaç yıl sonra Tobias öldü. Geleneksel bitkisel içecekler yaparken Shipton Ana bir başka hediyeye daha sahip olmuştu. Geleceği ön görebiliyordu. İlk başta küçük sezilerle başlamıştı. Ama sonra pratiklerle daha güvenilir olmaya başladı ve bu şekilde güçleri de kuvvetlendi. Knaresborough’un yerel kahini bir cadı olarak biliniyordu. Hayatını geleceği anlatmakla ve kendisine geleceği hakkında soru soranlara uyarı vererek geçirmişti. Uzun bir yaşamdan sonra Nostradamus’tan hemen önce 1561 yılında 73 yaşında ölmüştür. Orta 17. Yüzyıldan itibaren elliden fazla düzenlemeyle Shipton Ana hakkında kitaplar ve onun kehanetleri vardır. Onu anlatan bazı meallerde hayat hikayesi önemli ölçüde detaylandırılmıştır.

Nostradamus'u Gölgede Bırakan Kahin: Shipton ANA

En eski müşterilerinden birisi olarak anlatılan Joanne Wallwe Shipton Ana’nın söylediklerini kayda aldıklarını söylemiştir. Bundan sonra doksan dört yaşında ölmüştür. Bu demektir ki Joanne onu dinlemeye genç bir kızken, bu yaşlı kadın ölmeden 1561 ‘den çok da uzun bir süre önce gitmemiştir. Bu efsane ne kadar doğrudur emin değiliz. Ama emin olduğumuz şudur ki 500 yıl önce Shipton ana adında bir kadının Knaresborough’da yaşadığı ve insanlara geleceğe dair anlattıklarının bir bir gerçekleşiyor olmasıdır. Shipton ananın kehanetleri kitap olarak ilk kez otuz yıl önce yayınlanmıştır. Bu Kehanetleri’nden bazıları şunlardır ;
8. Henry döneminde Katolik Kilisesi’nin dağılışı, Kardinal Wolsey’in düşüşü, Henry’nin oğlu 6.Edward’ ın zamansız ölüşü, Kanlı Mary’nin korkunç saltanatı ve Kraliçe Elizabeth’in İngiltere tahtında yükselişi gibi olaylar’ı yıllar evvelinden kesin bir netlikle bildirmiştir. Shipton ana İngiltere’nin korkulan ve saygı gören kahini olmuştu. Korkuluyordu çünkü yaptığı tahminler bir bir çıkıyor ve geleceğe dair yaptığı kehanetlerde insanlığın sonundan bahsediyordu. Kahinin adı kısık sesle konuşuluyordu, çünkü isminden bahsedilince konuşulan felaketler halkın başına gelecek zannediliyordu. Shipton Ana bir lord olarak bilinmeye başlamıştı. Nostradamus gibi cadıcılık suçundan kaçınmak için, kehanetlerini ayet ve dizelerle yayınlamıştır. 1559’ da yaşlılığında çağlar boyunca tanınıp bilineceği destan niteliğinde bir şiir yayınladı. Shipton Ana’nın kehanetlerinden oluşan ender koleksiyon Mitchell Kütüphanesi’ nden kaçırmayı ve kopyalamayı başaran bir kadın tarafından bulundu. Orjinalleri bir odada kilitli bir şekilde halk tarafından görülmesi uygun olmayan pek çok diğer kahinin kehanetleri ile birlikte tutulmuştur.
Shipton Ana’nın şiirsel kehanetlerinden birkaç açıklamayı sizlere özetliyorum;

Nostradamus'u Gölgede Bırakan Kahin: Shipton ANA
– Sonra Dünya’nın tersi olur ve ağacın kökünde altın bulunur. Tüm İngiltere’nin topraklarını süren oğulları, elindeki Kitapla görülemeyecek. Zavallı şimdi büyük bir bilgeliğe sahip olacak Kocaman evlerin çok uzaklara düştüğü her yer kar ve dolu ile kaplanıyor.
– O adamla beraber Matbaanın gelmesi ve kitapların dağılımı, o kadının döneminde nadir olması sebebiyle çok masraflıdır. Fakirler için bile bilgi ve aydınlanma çağını müjdeliyor. Fakat bu aynı zamanda kitlesel göçe kanlı şehirlere doğru yol açıyor. Kırsal alanlar terkediliyor.
-Tepelerin arasında gururlu bir adam gezecek, Ne bir at, ne bir eşek yanında olmayacak, İnsanlar suyun altında yürüyecek, uyuyacaklar, konuşacaklar, Ve insanlık havada görülecek, Beyazda ve siyahta ve hatta yeşilde.
-Bir büyük adam, gelip ve gidecek, Kehanetin açıklanması için, Sularda demir yüzecek, tahta kadar kolayca, Altın derelerde ve taşlarda akacak, Henüz bilinmeyen topraklarda, (ABD)
-İngiltere bir yahudiyi kabul edecek, (Başbakan Disraeli) Yahudi bir zamanlar küçümsenirken, Hıristiyan olacak doğduğunda, Camların evi gelecek ve geçecek, İngiltere´de ama yazık çok yazık, Bu işleri bir savaş izleyecek, Orada Pagan ve Türk oturduğu zaman,
-Bu ülkeler şiddetli bir çekişme yaşayacaklar ,Birbirlerinin yaşamlarını almaya çalışacaklar, Böylece kuzey güneye bölünecek, Kartal, aslanın ağzında, Vergi, kan ve zalim bir savaş, Girecek her mütevazı kapıdan,
-Bir maymun eksik yılda ortaya çıkacak, (AIDS) Tüm kadınlar korku içinde olacaklar, Ve Adem´ler tartışacak, Ve Roma inancı kökleşecek, Ve İngiltere oradan oraya dönecek,
-Gök gürültüsü dünyayı sallayacak, Şimşekler gökleri yırtacak, Dünyayı su dolduracak ve ateş işini yapacak,
-Hoş ve güneşli Fransa´da üç kez, Kan dansı oyununa öncü alacak, Halk özgür olmadan evvel, Üç zalim yöneticiyi o görecek, (Robespierre-Napolyon-Petain) Üç kez halkın kendisi yönetecek, (Fransa´da üç cumhuriyet) Üç kez halkın umutları yok olacak, Üç yönetici başarılıyken, Her baharda farklı hanedanlar, şiddetli geçimsizlik olduğu zamanlarda, İngiltere ve Fransa bir olacaklar, (I. ve II. Dünya Savaşları)
-Sular aktığında, orada mısırlar büyüyecek, Evler vadilerin altında görünecek, Kar ve dolu onları örtecek, Beyaz siyah olacak ve griye dönüşecek, Ve hoş kadın üç kez evlenecek,
-İngiliz zeytini sırası gelince bükülecek, Alman şarabıyla evlendiğinde, İnsan akıntıların altında yürüyecek, Onlar harika rüyalar görecekler O harika günler çok uzakta değil, (20. Yüzyıl) Kadın benimseyecek bir çılgınlığı, erkek gibi giyenecek, pantalon giyecek, saçlarını kesip bukle yaptığında, Onlar bacakları ayrılmış gezecekler, Kasları pirinçle kaplı, Büyücüler gibi şimdi süpürge sopasındalar,

Nostradamus'u Gölgede Bırakan Kahin: Shipton ANA
-Ve kükreyen canavarlar insanın üstündeyken, (Uçaklar) Yeşil mısırları yiyor görünürlerken, ve insan kuşlar gibi uçtuğunda, at ve saban uzaklaştırıldığında, (Tarım) Orada herkesin göreceği bir işaret olacak, emin olun bu çok doğal olacak, Aşk ölecek ve evlilik sona erecek, (Beraber yaşamak) Ve uluslar azalacak, bebekler azalırken,
-Ve kadınlar köpek ile kedileri okşayacaklar, insan yaşayacak aynen domuzlar gibi, Ondokuz yüz ve yirmialtı, (1926-II. Büyük Savaş öncesi) Evleri saman ve sopalardan yapılmış, Büyük savaşlar planlanacak bunun için, Ateş ve kılıç ülkeleri silecek.
-Resimler canlı gibi ve özgürce hareket ederken, (Sinema-Tv) Tekneler bir balık gibi denizin altında yüzecek, İnsanlar kuşlar gibi göklerde olacaklar,
Bundan sonrası iki büyük savaşla veya gelecekle ilgili olabilir.
Joanne Velwe’nin kayıt altına alarak halktan sakladığı önemli kehanetler ise ekseriyetle günümüze ait kehanetlerdir.
-Tüm dünya kanla ıslanacak ve ölecek, O, yüzyılın içersinde yaşadığı için, korkuyla titreyecek, Kaçacak dağlara ve mağaralara, Bataklığa, ormana ve vahşi çamura, Fırtınalar ve okyanuslar kükreyecek, büyük melek denizde ve kıyıda durduğunda, Ve o üfleyecek görkemli boynuzunu, Eski ülkeler ölecek, yenileri doğacak, Kızgın canavar göklerden geçecek, Altı kez, dünya ölmeden evvel, İnsanoğlu titreyip korkacak, Altıncı Haberci. bu kehanet için geldiğinde
– İnsanlar kendilerini mutlu ve güvende sandıklarında dev kulelerde doğadan koptuklarında, Felaket çekirge sürüsü gibi gelecek sinsi ve tehlikeli insandan insana geçecek. Sonra kuleler yıkılacak başkentler dağılacak. İnsanlık karın güneşte eridiği gibi hızla eriyip azalacak. Kalanlarsa bir gün daha nefes alabilmek için dağlara ormanlara saklanacak ancak sayıları çok az olacak.